27 Nisan 2022 Çarşamba

İtibarın iletişimi

 İtibar... Şüphesiz her bireyin ve her markanın en büyük yatırımı. Gözle görülmez, elle tutulmaz soyut ama çok kıymetli bir yatırım. Elle tutulur, somut verilerle değer yaratabilmek itibarsız olmaz mı? Olur tabi ama uzun süreli olamaz.

İtibarın sözlük anlamına baktığımızda; ‘saygı görme, değerli bulunma, güvenilir olma durumu’ şeklinde açıklandığını görüyoruz. Saygı görebilmek için geçmişinizin ve bıraktığınız izlerin olumlu bir etkisi, iyi gelen bir tarafı olmalı. Davranışınız, tutumunuz, duruşunuz karşı tarafta öyle olumlu bir iz bırakmalı ki, değerli görülüp, güven duyulan bir kurum ya da kişi olarak anılın... Bu da zamanla biriken, istikrarlı bir etkiyle olur. Defalarca yalan söylemiş, kalbinizi kırmış birine duyduğunuz hisle, sizi hiç incitmemiş, sözünde durmuş, saygılı olmuş birine verdiğiniz kıymet ve duyduğunuz güven elbette kıyaslanmaz.

Kişinin ya da kurumun hiç fark etmez, bir sonraki adımını ve hatta geleceğini şekillendiren ‘itibar’ algısı pek çok değişik açıdan tanımlanmış ve anlatılmıştır. Aşağıdaki alıntılar buna güzel bir örnek olabilir.

“Algı dünyamızın zaman içerisinde çeşitli kaynaklardan beslenerek belli bir düşünce tarzına sahip olup o ürüne, kuruma, hizmete vb. duyduğu saygınlık itibarla ilgilidir. İtibar, her bir kitlenin doğrudan ya da dolaylı deneyimleri ve aldığı bilgilerin temelinde oluşan, kuruma ilişkin kavrayıştır. İtibar, insanların kendilerine mal ettikleri değerlerin ifadesi değil başkalarının onlar için söylediklerinin toplamıdır. Bu nedenle itibar bir vaat değil, bir kazanımdır.” (Teoriden Pratiğe Kurumsal İletişim, 2013, sy128)

Ya da Bennett ve Kottasz’a göre kurumsal itibar; bir kurumun zamanla tutarlılığının oluşturulması ve sürdürülmesidir. Bir kurumun ne yaptığı ve nasıl davrandığı üzerine odaklanarak ve periyodik zamanlarda oluşturulan bir kurumun algısını ifade eder. Kişiler tarafından tutulan kurumun imajının evrimidir. Bir kurumun geçmişteki davranışları ve gelecekte beklenen çalışmaların toplu bir sunumudur.

Gotsi ve Wilson ise kurumsal itibarı; ‘zaman içerisinde kurumun paydaşlarının evrimi olarak tanımlar ve bu evrimi paydaş deneyimi, iletişimin diğer formları, kurumsallık ve onun uygulamalarına ilişkin semboller ile diğer rakip kurumlarla rekabet’ şeklinde anlatır. (Teoriden Pratiğe Kurumsal İletişim, 2013, sy129-130)

Kurumsal itibar, kurumsal davranışa dayalı imajlar ve kurumsal simgelere yani göstergelere dayalı imajlarla etkileşim içerisindedir. Bunları politik, ekonomik, sosyal dış çevre, teknolojik ve rekabetçi alanlar da doğrudan etkilemektedir.

Tarihte teorisi adım adım pek çok kurumla kitaplarda defalarca açıklanmış itibarın taşlarını, tuğlalarını 21. yüzyıl dünyasının rekabet ortamında sağlam örmek pek de kolay değil.

Artık basit tariflerin zamanı... Kuramlar çerçeveyi elbette çiziyor. Ancak dünya değiştikçe,

evrildikçe, dijitalleştikçe daha basit tariflere, kestirme yollara ihtiyaç duyuluyor. Her şeyin basit, kısa, kestirme yolu olur da gerçek itibarın zamana ihtiyacı olmaz mı? Tabi ki olur...

Türkiye’nin En İtibarlı Markaları Ödülleri sahiplerini buldu

Yılların birikimi ve tecrübesiyle zaman içinde oluşan böylesine gerçek bir itibarın en güzel örneği de geçtiğimiz günlerde düzenlenen ‘Türkiye’nin En İtibarlı Markaları Ödülleri’nde hayat buldu. İtibar Akademisi tarafından bu yıl 11’incisi gerçekleştirilen ve Türkiye’nin en itibarlı markalarının belirlendiği ‘Türkiye İtibar Endeksi Araştırması’nın sonuçları açıklandı. Türkiye’nin en itibarlı markaları, ödüllerini 27 Nisan Çarşamba günü Beykoz Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen ‘Türkiye İtibar Endeksi Ödül Töreni’nde aldı.

Kargo ve lojistik, sigorta, bankacılık, inşaat, gıda, tekstil, enerji, turizm, otomotiv gibi birçok sektörün yer aldığı araştırma, 40 ayrı kategoride gerçekleştirildi.

Türkiye’nin en itibarlı markalarının yanı sıra 10 yıldır ödül alan markaların da ödüllendirildiği törene Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin temsilcileri ve iş dünyasının önde gelen isimleri katıldı.

Törende ‘En İtibarlı Markaları Ödülleri’ni; Ağaoğlu İnşaat, Anadolu Sigorta, Arçelik, Banvit, Burger King, Binance, Coca-Cola, Çimstone, Dominos, e-bebek, Enerjisa, Erikli, Eti, ETS Tur, Filli Boya, Ford, İstikbal, Kiğılı, Koç Holding, Koçtaş, Kütahya Seramik, Kütahya Porselen, Lassa, LC Waikiki, Mercedes, Migros, Nike, Opet, Pasaport Pizza, Pınar Süt, Teknosa, Türk Hava Yolları, Vitra, Yurtiçi Kargo, Ziraat Bankası, Zorlu Enerji aldı.

‘İtibarlı Markalar Ödülleri’ne Folkart’ın layık görüldüğü törende ‘İtibarda İstikrar Ödülleri’ de Ağaoğlu İnşaat, Arçelik, Coca-Cola, Enerjisa, ETS Tur, İstikbal, Kiğılı, Koç Holding, Lassa, LC Waikiki, Migros, Opet, Teknosa, Türk Hava Yolları ve Ziraat Bankası’na verildi. 

İşte; algılama yönetimi, kriz iletişimi, risk yönetimi, iştiraklerin iletişimi, ana kurum iletişimi, CEO itibarı, kurumsal sorumluluk, medya ilişkileri, finansal iletişim, kurum içi iletişim, marka iletişimi, pazarlama iletişimi, etkinlik yönetimi, gündem yönetimini ahenkle yürüten ve Türkiye’nin en itibarlı şirketleri arasına girmeyi başaran tüm markaların itibarlarının iletişimini, yazımda da sürdürüyor ve her birini içtenlikle kutluyorum.

2 Şubat 2022 Çarşamba

İletişim danışmanlığında yeni dönüşüm hareketi: “360 derece çevik ve sürdürülebilir iletişim”

 

Pandemi ile birlikte alışveriş alışkanlıklarında yaşanan değişim, farklı bir müşteri deneyimini de beraberinde getirdi. Pazarlamanın enstrümanı haline dönüşen dijital platformlar aracılığıyla marka ve tüketici arasında kurulan köprüler, çok kanallı bir yapı kazandı. Salgın öncesinde markaların iletişim çalışmalarının sadece bir parçası olan içerik yönetimi, pandemiyle kendi krallığını kurdu. Markalar açısından doğru içeriği, doğru zamanda doğru bir kitle ile buluşturmak kritik önem kazandı. Tüketicilerin satın alma kararlarında verilere dayalı kişiselleştirilmiş içerikler belirleyici bir role sahip oldu. Çok kanallı iletişim dilini benimseyebilen markalar, dijital teknolojinin gücünden faydalanarak verilere ve içgörülere dayalı bir müşteri deneyimi sunarak rekabet üstünlüğü elde edebildi. 2021’de içerik ve pazarlama, bir bütünün parçaları olarak her büyüklükteki marka için kaçınılmaz bir araç haline geldi. İletişim danışmanlığının ana eksenini oluşturan kurumsal iletişim ve itibar yönetimi, içerik pazarlaması ile entegre bir yapı kazandı. Optimum tüketici deneyimi sunmaya odaklanan markalar, kişiselleştirilmiş içeriklerin tüketici davranışlarındaki etkisini verilerle ölçerek gelecek stratejilerine ölçeklenebilir bir altyapı kazandırdı. Bu ne demek oluyor? Gelin anlatalım…

 

Bütünsel ve entegre yaklaşım dönemi

İletişim yönetiminde geleneksel iş modellerinin devrinin kapandığı, daha bütünsel ve entegre yaklaşımların döneminin başladığı ortada. Halkla ilişkiler, pazarlama ve reklamcılık alanlarında dijital ve çevrimdışı arasındaki sınır çizgileri bulanıklaşarak entegre iletişim danışmanlığı varlık kazandı. Bu açıdan değerlendirildiğinde çeviklik ve sürdürülebilirlik, markaların PR faaliyetlerinde öncü bir yer edindi. 2 yıldır yaşamın merkezinde yer alan pandemi, markaların iletişim çalışmalarına öncelik vermesini bir ihtiyaç haline dönüştürdü. Geçmişteki deneyimlerimizde olduğu gibi olası krizler halinde tasarruf tedbirleri kapsamında iletişim çalışmalarına ara verilmesi dönemini, pandemi ile nihayet tarihe gömmeyi başardık. Markalar iletişimin farklı kanallarını aynı anda harekete geçirirken bunun mutlaka düzenli, aralıksız ve eş zamanlı yapılması gerektiğine ikna oldu. Sonuçlarını da hedef kitlelerini genişletip marka bilinirliklerini artırarak, bir başka ifadeyle hızlı büyüyerek ve güçlenerek aldılar. Dijital teknolojinin gücüyle sürdürülebilirliğe odaklanan markalar için pandemi eşsiz bir fırsat yarattı. ‘’Birkaç ay iletişim danışmanlığı hizmeti alalım, sonrasında yeniden değerlendirme yaparız” diyerek yola çıkan markalar, bunun kayıplarıyla yüz yüze geldi. Pandemi hepimiz için derslerle dolu bir süreç başlattı. Dersini iyi çalışanlar bu dönemi kazanca dönüştürdü.

 

Konvansiyonel medyanın rüzgârı dijital medyanın çevikliğiyle birleşti

Pandeminin yarattığı bu dönüşüm sürecinde içerik yönetimiyle birlikte medya ilişkilerinin gücünü elbette yadsıyamayız. Uyumlu bir marka hikayesi oluşturmak ve şeffaf, etkileşimli bir tüketici sadakati yaratmak için içerik yönetimiyle birleşen güçlü medya ilişkileri, bu dönüşümün şifrelerini içerisinde barındırıyor. Güçlü medya ilişkileri, bir binanın taşıyıcı kolonu işlevini sürdürmeye devam ederken dijital medyanın gücü hızla artıyor. Konvansiyonel medyanın eski, bilindik, tanınmış, güven veren gücü dijitali de besliyor. Bugün dijital dünyanın duayenleri de bu önemli gücü ve gerekliliğini inkâr etmiyor. Konvansiyonel medya, hem marka hem de tüketici tarafında güven veren duruşuyla cazibesini koruyor. Onayını konvansiyonel medyanın kanaat önderlerinden alan dijital platformlar, daha güvenilir bulunuyor. Bu cazibe, gelecekte de markaların hikayelerini konunun bilirkişisi unvanına sahip kanaat önderleri gazetecilerden dinlemek isteyenler tarafından korunmaya devam edecek gibi duruyor. Danışmanlığını yürüğümüz markalar açısından baktığımızda, dijital medya yansımaları giderek artarken konvansiyonel medyada haber alma isteğinde bir azalma yaşanmadı. Bu isteğin sonuçları da yansıma artışı olarak kendini gösterdi. Güncel medya takip verileri de, 2019 yılından bu yana bankacılık, kargo, savunma, perakende, eğitim gibi sektörleri ele alan gazete ve dergi haberlerinde belirgin artışlar yaşandığını gösteriyor.  


 

Hız ve verimlilik tekerleği döndürecek

Dijital medyanın rüzgârını arkasına alan markalar hedef kitlelerini genişletirken konvansiyonel medyanın güven veren gücüyle saygınlıklarını korumayı hatta pekiştirmeyi başarabiliyor. Yeni dönemde de konvansiyonel medya ve onun kanatlarında uçarak güven telkin eden dijital platformları eş zamanlı devreye sokarak harekete geçirebilen markalar, geleceğe emin adımlarla ilerleyebilecek. Dijital ve konvansiyonel birlikteliği uzun süredir tartışılan itibarın ölçülebilirlik ihtiyacını da karşılayacak. Ölçülebilir değerler üzerine kurulu iletişim stratejileri, tüketici duyularına hitap ederek çeviklik kazanacak. Hız ve verimlilik kavramları, bu süreçte tüm sektörlerde olduğu gibi PR’da da tekerleği döndüren potansiyel güç olacak.

 

Orkestrasını ahenkle yönetebilen markalar sürdürülebilirlik kazanacak

Pandeminin hız kazandırdığı dijital dönüşüm, markaların hedef kitlelerine farklı dijital kanallar üzerinden seslenmelerini zorunlu kılıyor. Salgın öncesinde konvansiyonel medya odağında kampanya ve lansman dönemlerinde devreye giren çok kanallı iletişim, markaların varlıklarının sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazı haline dönüştü. Dijital pazarlama enstrümanlarıyla orkestrasını ahenkle yönetebilen markalar, hedef kitlelerini genişletmeyi, satışlarını artırmayı ve yıl sonu bilançosunu zenginleştirmeyi başardı. Dijitalin yaşattığı hız ve çeviklik diğer yandan konvansiyonel medyanın köklü tecrübesinden gelen güvenle birleşerek markaların PR gücünü puzzle’ın parçaları olarak tamamladı. Biz iletişim profesyonelleri bu dönüşüm sürecinde markaların iletişim yolculuğunu iyileştirirken, iyiden mükemmele dönüştürme stratejisiyle ilerleyerek süreci hem marka hem de toplum odaklı yönetmek zorundayız. Çünkü yeni dönemde yaşamın her noktasında olduğu gibi PR’da da sürdürülebilirlik kavramı masaüstümüzden hiç kalkmayacak. Pandemi öncesinde dilimizden düşürmediğimiz 360 derece kurumsal iletişim yönetiminin yeni adı, “360 derece çevik ve sürdürülebilir iletişim” haline dönüştü.

 

“Yararlılık İlkesi” ile bütüncül bir yaklaşım

Yaşanan dönüşüm, sosyal sorumluluk tarafında da belirgin değişimler yarattı.  Pandeminin yanı sıra iklim krizinin yarattığı doğal afetlerdeki artış, markaların gündeminde olmak zorunda. Dünyanın sürdürülebilir geleceğini tehlikeye atan sorunları görmezden gelmeyip çare arayan, çözüme katkı sağlayan markaların sayısı giderek artıyor. Toplumsal fayda gözeten, eğitime ve kişisel gelişime yönelik projeler de dünyanın sürdürülebilir geleceğine insan odaklı bir başlık açıyor. Henüz bu konuda harekete geçmeyen markalar da dünyaya ve topluma karşı duyarlı yaklaşımlarla yüzünü geleceğe çevirmek zorunda. Markalar, faaliyetlerini ticari faydanın ötesinde “Yararlılık İlkesi” ile bütüncül bir yaklaşımla sürdürürken, sosyal sorumluluk projeleri bir araç değil amaç işlevi görmeye başladı. Giderek hızlanan dijitalleşmenin bir getirisi olan bu yeni düzen, ürün ya da hizmet üreten markaların faaliyetlerinin merkezine, sürdürülebilirliğe katkı sağlayan projeleri getirdi. Empati, motivasyon, sosyal beceriler, öz-farkındalık gibi kavramlar bu projeleri şekillendiriyor.

 

Sürdürülebilirlik, sosyal sorumluluğun odağında

Modadan gıdaya, enerjiden sağlığa hemen hemen tüm sektörlerde faaliyet gösteren şirketler ve markalar, sürdürülebilir geleceğe yönelik adımlarla geleceğe kalıcı izler bırakırken işlerine de verimlilik kazandırabiliyor. Öte yandan “Yararlılık İlkesi” kapsamında ileri teknolojiler kullanarak dünya standartlarında ürün ve hizmet geliştirebilen markalar, öngörülü hareket ederek anlamlı içgörüler elde edebiliyor. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla verilerin dünyasını en iyi şekilde kullanarak yeni ürün ve hizmet geliştiren markalar, yeni yetkinlikler de kazanabiliyor. Bütün bunları yaparken sürdürülebilir çevreyi, eğitim ve gelişime yönelik adımları merkezine yerleştirenler rekabette öne çıkarak yarınların dünyasında baş aktör olmaya hazırlanıyor. Bugün toplum ve dünya için üretirken, dünyanın öz kaynaklarını korumaya odaklananlar yarın dünyanın yılmaz bekçileri olacak. Peki 2022, markalar ve iletişim profesyonellerini hangi noktalarda birleştirecek. Gelin yazımızı bu konuyu kısaca özetleyerek bitirelim…

 

2022’de markaları ve iletişim profesyonellerini buluşturacak 10 altın kural

 

1. Markalar hem geleneksel hem de dijitalde kendi özgün iletişim kanallarını ve bu mecraların her birine özel kodlarla oluşturulan marka dilini keşfedecek.
2. Markalar üretirken dünyaya, topluma, dünya üzerinde yaşayan varlıklara karşı sorumluluk alarak bu bakış açılarını iletişim stratejilerinin ana damarlarında işleyecek.
3. Markalar konvansiyonelin rüzgârını arkalarına alarak dijital iletişimde paydaş kanallarını artıracak.
4. Deneyim yaşatmanın gücü hayatı kolaylaştırmak olacak. İletişimin odağında hem marka hem de toplum yer edinecek.
5. İletişimde buluşma yeri çeşitlenecek, çok kanallı, eş zamanlı ve doğrudan temas odaklı bir yol haritası benimsenecek.
6. Duygusal zeka dinamiklerinden empati, her kanal için iletişimde başrolde yer alacak.
7. İletişimde hedef daha iyisi değil iyiden mükemmele dönüş olacak. Bu strateji, sadece müşteri kanalında değil tüm paydaş iletişimine kılavuzluk edecek.
8. Markaya ait dijital göstergelerin etik kodlar ve şeffaflık ile tasarlandığı konvansiyonel mecralarda vurgulanarak pekiştirilecek. İletişimde kurumsal itibar güçlendirilerek güven inşa edilecek.
9. Hızın zamanla yarıştığı bir dönemin ana argümanı olan farklılıklar, zenginlik olarak görülecek bu noktada önyargısız hareket edilecek. 
10.Ölçeklenebilir iletişim yönetimi, lider iletişiminden pazarlama iletişimine, itibar yönetimine kadar tüm süreçleri ölçülebilir hale getirdi. Bu ölçülebilir değerler üzerine kurulu iletişim stratejileri markaların hedeflerine ulaşmasında öncü rol oynayacak. Stratejilerin çıkış noktasında verilerin dünyasına mikrofon uzatılacak.

2 Ocak 2022 Pazar

2022, dünyanın sürdürülebilir geleceğine odaklanan markaların dönemi olacak “Marifet iltifata tabidir”


2022’nin bu ilk yazısında gelin pandemi ve iklim krizinin etkisiyle önemini giderek artıran dünyanın sürdürülebilir geleceğini ele alalım. Dergimizin 2019 yılının ekim sayısında yer alan yazımda yakın gelecekte “Yararlılık İlkesi”ni ürün ya da hizmetlerinin varoluş nedeni olarak benimseyen markaların ve girişimlerin kendi ekosistemlerini yaratacaklarını ifade etmiştim. Dünyanın sürdürülebilir geleceğini tehlikeye atan sorunları görmezden gelmeyip çare arayan, çözüme katkı sağlayan markaların sayısı giderek artıyor. Toplumsal fayda gözeten eğitime ve kişisel gelişime yönelik projeler de dünyanın sürdürülebilir geleceğine insan odaklı farklı bir başlık açıyor. Henüz bu konuda harekete geçmeyen markalar da dünyaya ve topluma karşı duyarlı yaklaşımlarla yüzünü geleceğe çevirmek zorunda. Markalar faaliyetlerini ticari faydanın ötesinde “Yararlılık İlkesi” ile bütüncül bir yaklaşımla sürdürürken, sosyal sorumluluk projeleri bir araç değil amaç işlevi görmeye başladı.

 

Pandeminin yarattığı yeni dünya düzeninde markalar statik konumdan dinamik pozisyona geçerek üretim ve gelişim süreçlerine sürdürülebilirlik kazandırmanın izini sürüyor. Giderek hızlanan dijitalleşmenin bir getirisi olan bu yeni düzen, ürün ya da hizmet üreten markaların faaliyetlerinin merkezine, sürdürülebilirliğe katkı sağlayan projeleri getirdi. Bugünkü faaliyetlerinde çevre ve toplum odaklı fayda amacı güden markalar, sadece dünyanın geleceğine hizmet etmiyor aynı zamanda toplumun her kesiminde sempati yaratarak yeni hedef kitlelere ulaşabiliyor. Bu perspektifle sürdürülebilir dünya için geleceğe kalıcı notlar düşen markalar, bu sayede gelecek hedeflerine ulaşma noktasında da hız ve zaman avantajı elde edebiliyor.

 

Modadan gıdaya, enerjiden sağlığa hemen hemen tüm sektörlerde faaliyet gösteren şirketler ve markalar sürdürülebilir geleceğe yönelik adımlarla geleceğe kalıcı izler bırakırken işlerine de verimlilik kazandırabiliyor. Öte yandan “Yararlılık İlkesi” kapsamında ileri teknolojiler kullanarak dünya standartlarında ürün ve hizmet geliştirebilen markalar, öngörülü hareket ederek anlamlı içgörüler elde edebiliyor. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla verilerin dünyasını en iyi şekilde kullanarak yeni ürün ve hizmet geliştiren markalar, yeni yetkinlikler de kazanabiliyor. Bütün bunları yaparken sürdürülebilir çevreyi, eğitim ve gelişime yönelik adımları Citipr ve pr profesyonelleri gibi merkezine yerleştirenler rekabette öne çıkarak yarınların dünyasında baş aktör olmaya hazırlanıyor. Bugün toplum ve dünya için üretirken, dünyanın öz kaynaklarını korumaya odaklananlar yarın dünyanın yılmaz bekçileri olacak.

 

Bundan 2 yıl önce dünyanın merkezine oturan pandemi ve yakın zamanda tüm dünyayı saran doğal afetlerle etkisini artıran iklim krizi, geleceğe ilişkin kaygıları artırdı. Bu konuda yazılıp çizilen senaryoları bir kenara bırakalım, gelin birlikte bu kaygılarla hareket ederek insana, doğaya, evrene, tüm yaşamsal döngüye katkı sağlamaya çalışan markaları, Citipr ve pr sektörüne ele alalım. 2021’in son çeyreğinde hayata geçirilen sosyal sorumluluk projeleri ne tür mesajlar veriyor, hangi amaca hizmet ediyor, tümünü ortak noktada buluşturan gerekçeler neler? Yılın henüz başındayken 2022’ye dair umut olabileceğine inandığım, taktir ettiğim projeleri sizlerle paylaşmak istedim. “Marifet iltifata tabidir” diyerek, bu yönde projelere imza atan tüm markaları ve projelerde emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum. Bu çok değerli projeleri takip etmeyi sürdürerek yaşanan yeni gelişmeleri ve alkışa şayan yeni sosyal sorumluluk projelerini Citipr ve pr profesyoneli olarak sizlerle paylaşmayı sürdüreceğim. Gelelim projelere…

 

Çok sayıda şirket karbon ayak izini azaltma amacıyla gelecek hedeflerinde büyük vaatlere yer veriyor. Öngörülebilir ve gerçekçi vaatleri avuçlarımız kızarıncaya kadar alkışlıyoruz. Yatırım yönetimi danışmanlığı sunan JLL Türkiye de bu yöndeki vaadini uluslararası bir oluşuma katılarak gösterdi. 2050 yılında karbon nötr olma hedefleri doğrultusunda sıfır karbona ulaşmayı hedefleyen “İklimle Bağlantılı Finansal Beyanlar Görev Gücü”ne (Task Force on Climate-Related Financial Disclosures - TCFD)" destek veren şirketler arasına katıldığını açıkladı. 

 

 

Söz konusu sosyal sorumluluk projeleri olunca markalar arası güç birlikleri de giderek çoğalıyor.  NIVEA Türkiye ve Gratis gençlerin geleceğine yönelik eğitim odaklı bir projede buluştu. 2 marka 70 çocuğun eğitime erişimi için güçlerini birleştirdi. Bu kapsamda Koruncuk Vakfı ile iş birliğinde eğitim odaklı bir sosyal sorumluluk kampanyasına hayat verildi. Kampanya kapsamında kasım ayı boyunca Gratis’in perakende mağazalarından ya da uygulamasından alışveriş yapanlar her aldıkları ürün karşılığında 70 Koruncuk’un 1 yıllık eğitimine destek sağladı. Bu yönde artan güç birliklerinin eğitim odaklı sosyal sorumluluk projelerini tetikleyeceğine Citipr ve pr profesyoneli olarak inanıyorum.

 

Sadece bir kitap bile bir insanın hayatında pek çok şeyi değiştirebiliyor. Başarılı iş insanı ve milli sporcu Saadettin Saran, tecrübelerini kaleme aldığı “İçindeki Dağı Aş” isimli ilk kitabında gençlere “Ben yaptım, siz de yapabilirsiniz” mesajını vererek gençlerin kendi yeteneklerini keşfetmelerini sağlıyor. Gençlere “Sınırlarınızı zorlayın” diye seslenen Saran, kitabın telif gelirlerini Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlayarak Türkiye’nin gençlerinin geleceğine yatırım yapıyor. Bir yatırımcı vizyonunun gerektirdiği de bu olsa gerek!

 

Avrupa’nın sayılı havalimanları arasında yer alan İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı (İSG)’, ses getiren başarılı sosyal sorumluluk çalışmalarıyla uluslararası çapta kazandığı ödüllere yenilerini eklemeyi sürdürüyor. Ekim ayında İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı (İZEV) iş birliğinde yürüttüğü “Yaşam Hakkı / Zihinlerdeki Duvar” sosyal sorumluluk projesi ile Communitas Awards kapsamında iki ödüle layık görüldü. Zihindeki engelleri ortadan kaldıran bir yaklaşıma sahip olan sosyal sorumluluk projesi, yarattığı farkındalıkla da herkes için yaşam hakkı çağrısında bulundu. Herkes için yaşam hakkı son zamanlarda Citipr ve pr sektörü de dahil hepimizin sıklıkla tekrar ettiği bir slogan değil mi?





Koroplast, 40. yılına özel hayata geçirdiği “40 farklı noktada atık toplama hareketi” ile 18.257 geri dönüşüm torbası ile 8.000 kg atık topladı. Çalışanlarının ve gönüllülerin katılımıyla düzenlenen etkinlik, bir kitabın yaratılma sürecinin temelini oluşturdu. Projenin devamında bu atıklar geri dönüşümün öneminin vurgulandığı çevre bilinci aşılayan bir çocuk kitabına dönüşecek. Kitap ile gelecek nesillere geri dönüşüm odaklı bir farkındalık kazandırılması amaçlanıyor. “Yaşanılabilir bir dünya” sloganına sahip olan proje, tüm gelişim alanlarıyla gerçek bir sürdürülebilir sosyal sorumluluk projesi örneği.

 

Markaların gençlere yönelik eğitim odaklı sosyal sorumluluk projelerinde eğitimde fırsat eşitliği baş rol oynarken, gençlerin iş hayatına kazandırılmasına yönelik girişimlerin sayısı da artıyor. Esas Holding, sosyal yatırım birimi Esas Sosyal, Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı aracılığıyla işverenlerce daha az bilinen devlet üniversitelerinden yeni mezun gençlere deneyim ve gelişim fırsatları sunuyor. Bu üniversiteden mezun olan gençlerin iş hayatına kazandırılıyor. Maaşları Esas Holding ve Kurumsal Destekçiler birlikte karşılanan gençler sosyal fayda odaklı bu projenin ana oyuncusu olarak geleceğe ilişkin ümitlerimizi yeşertiyor.  

 

Kokular, anı defterlerimizin görünmeyen dili olarak yaşamımıza kalıcı bir etki bırakıyor. Eyüp Sabri Tuncer, Türkiye Alzheimer Derneği ile Alzheimer hastaları ve yakınlarına yönelik geliştirdiği “Hatıraları Tazeler” sosyal sorumluluk projesinde kokularla hatıralarımız arasındaki ilişkiden yola çıkarak alzheimer hastalığına dikkat çekiyor. Proje kapsamında üretilen “Hatıralar Kolonyası” ürünlerinden elde edilen gelir Türkiye Alzheimer Derneği’ne bağlı Gündüz Yaşam Evleri’ne bağışlanıyor. Alzheimer hastalığına dikkat çekmek amacıyla geliştirilmiş bu proje tüm yönleriyle gerçekten amacına hizmet ediyor. 

 

Türkiye’nin önde gelen medikal markalarından biri olan B-good, Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF)  bünyesinde bulunan A Milli Kadın Voleybol Takımı ve A Milli Erkek Voleybol Takımına sporcu sağlığı ürünleriyle destek oluyor.  B-good, sporcu sağlığı için büyük önem arz eden; sporcu ağrı bantları, yara bantları, topuk bantları, bandaj gibi hem spor aktiviteleri esnasında kullanabilecekleri hem de minör incinmelerde kullanabilecekleri sağlık ürünleriyle Türk Voleybolunu ve sporcu sağlığını destekliyor.

 

Gençleri meslek sahibi yapmaya yönlendiren mesleki eğitim, sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol alıyor. Dünyada 100. Yılını kutlayan Bosch Car Service, Türk Eğitim Vakfı ile yaptığı iş birliği kapsamında meslek liselerinin motorlu araç teknolojileri alanında eğitim gören 100 öğrenciye 4 yıl süreyle eğitim desteği vereceğini açıkladı. Konumuz motorlu araçlar ve haliyle ileri teknolojiler olunca bu proje de gençlerin geleceği için muazzam bir fırsat sunuyor. TEV tarafından belirlenecek öğrencilere ayrıca staj imkânı sağlanacağını da hesaba katarsak Citipr ve pr profesyonellerine göre bu gençler çok şanslı!

 

Sporun yaşamımızda kapladığı alan giderek artıyor. İşin içinde spor olunca toplumsal sosyal sorumluluk kampanyaları, Citipr ve pr sektöründe de insan odaklı yaklaşımı daha da artırıyor. Panasonic Life Solutions Türkiye, çalışan gönüllülerinden oluşan bir ekiple N Kolay 43. İstanbul Maratonu’na katılarak attığı adımları bir iyilik hareketine dönüştürdü. Şirketin çalışan Gönüllüler Ekibi 8 kilometrelik halk koşusunda Tohum Otizm Vakfı yararına ve otizmin erken tanısı konusunda farkındalık yaratmak amacıyla koştu. Proje kapsamında otizmli çocuklar için online bağış da toplandı. Gönüllüler attıkları her adımda çocukların geleceğine katma değer sağlamanın izini sürdü. Daha ne olsun…

12 Kasım 2021 Cuma

İletişim ve “Hayatın Hakkını Vermek”*

Hepimiz hayatımızı anlamlı hale getirebilmek için olağanüstü bir çaba gösteriyoruz. PERMA Kuramı’nın yaratıcısı Martin Seligman, 2011 yılında yayımlanan “Flourish” adlı kitabında anlamlı hayatın ancak 5 farklı boyutla gerçekleşebileceğini aktarıyor. Kitabında derinlikli olarak işlediği boyutları şöyle sıralıyor: Olumlu duygular (Positive emotions), Bağlanma (Engagement), İlişkiler (Relations), Anlam ve Amaç (Meaning), Başarılar (Achievement). Kitaplarını yakından takip ettiğim, derslerimde öğrencilerime aktardığım, içeriklerimi hazırlarken zaman zaman faydalandığım Prof. Dr. Acar Baltaş’ın eserlerinden biri olan “Hayatın Hakkını Vermek” adlı kitabında rastladım bu satırlara. Sanıyorum insanlık var olduğu sürece hayatın hakkını verebilmek konusu görece bir kavram olarak kalmayı sürdürecek ve yöntemleri hep tartışılacak. Ancak hayatı anlamlı hale getirmek ile hayatın hakkını vermek arasında doğrudan bir ilişki varlığını sürdürecek.

 

Her insanın hayata ilişkin beklentileri farklıdır. Kimisi kariyer basamaklarını hızla çıkmaya odaklanır, kimisi hayata kalıcı değerler kazandırmaya… Ama tüm odak noktaları, aynı çıkış kapısına açılır: “Hayata değer kazandırmak”.

 

Konuyu Citipr ve pr profesyoneli olarak ele aldığımızda, “Hayata değer kazandırmak” anlayışının kendini geliştirmek ile yakından ilişkisi olduğunu görüyoruz. Pozitif Psikoloji Hareketi’nin kurucularından Martin Seligman’ın PERMA Kuram’ı, tüm dayanak noktalarıyla bu konuda tam anlamıyla bir yol haritası sunuyor. Kendini geliştirme literatürünün en güçlü bilimsel kaynağına sahip olan bu kuram, bugün çok sayıda eğitim kurumunda bir model olarak da uygulanıyor.

 

İyilik halini tanımlayan 5 unsurun baş harflerinden oluşan PERMA Kuramı’nda P harfi olumlu duyguyu (positive emotion), E harfi yaşam meşguliyetini (engagement), R harfi ilişkiyi (relationships), M harfi anlamı (meaning), A harfi ise başarıyı (accomplishment) temsil ediyor. Seligman’a göre, bu 5 unsur bir araya gelerek sihirli bir değneğe ihtiyaç duyulmadan hayatı anlamlı hale dönüştürüyor. Kuramın ilişkiler boyutunda iletişimin devreye girmemesi elbette düşünülemez. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde yürüttüğümüz Citipr ve pr iletişimi, ilişki koordinasyonunun sağlanması açısından da altın anahtar rolü üstleniyor. İşte bu altın anahtar da “Hayatın hakkkını vermek” yaklaşımının kapılarını aralıyor.

 

Prof. Dr. Baltaş, hayatın hakkını vermeyi tüm unsurlarıyla ele aldığı son kitabında ‘’İlişkiler işle ilgili, ailevi, romantik veya platonik olarak insanlarda olumlu duyguları harekete geçirir. İlişki içinde olmak, insanlara değer vermektir’’ diyor. Ve ekliyor:’’ İnsanlar olumlu duyguları iyi ve kötü zamanlarda ilişkileri aracılığıyla yaşar ve yaşatır. Hayatta birçok güzel ve unutulmaz yaşantı başka insanların varlığında gerçekleşir.’’ O zaman ben de diyorum ki ilişkiyi yönetmek ve bu güzel anların sorumluluğunun taraflarca taşınabilir olduğunu kabul etmek gerekir. Başka insanların varlığında gerçekleşen güzel ve unutulmaz anlar varsa orada bilerek ya da bilmeyerek iyi yönetilmiş bir ilişki de vardır.

 

İnsan kaynağı, nitelikli iş gücü ve verimlilik için doğru görev dağılımıyla ekip oluşturmanın ve bu ekiple çözüm üretmenin pek de yazıldığı kadar kolay olmadığının Citipr ve pr sektörü olarak farkında olduğumuz bir dönemdeyiz. İş yaşamında sağlıklı bir iletişim ortamı yaratmak ve mutluluk veren ilişkiler geliştirebilmek, eskisinden çok daha fazla çaba gerektiriyor. Özellikle Z kuşağı olarak tanımlanan, perdesinin arkasında, kuliste sırasını bekleyen oyuncuların “Hayatın hakkını vermek” yaklaşımının doğru şifrelerine ulaşması hayli güç. Kariyer yolculuğunun henüz başında olanlar, iletişim becerilerini geliştirmeden nasıl verecekler hayatın hakkını?

 

Tıpkı maraton koşanlar gibi iletişim becerilerinin gelişmesi için iyi bir idman yapmak gerekir. 42 kilometreyi aşan bir parkuru idman yapmadan sağlıklı bir şekilde bitirmek ne kadar güçse, iletişim idmanı yapmayanlar için beceri kazanmak da hayli zor. Bu becerilerinin gelişmesi için düzenli idman programıyla iletişim kaslarının gelişmesi şart! Deneyim kazanmak için yola çıkmadan, kasların çalışması zor.

 

Pandemi koşulları, uzaktan eğitim, uzaktan çalışma modeli ve bunlarla birlikte geleceğe dair umutsuzluk, son 2 senedir hayatımızı kuşattı. Küresel salgın, herkes gibi Citipr ve pr sektörünü de hayatın yeni oyuncularının büyük çoğunluğunu, kırmızı kiremitlerin altında keşfedilmeyi bekleyen insanlara dönüştürdü. Zaman zaman görüşmeler yaptığımız iletişim fakültelerinden yeni mezun adaylarda hayatın hakkını verecek bilgi var, ama çoğunda cesaret ve motivasyon eksik! Bu eksiklik iletişim, ilişki kurma ve yönetme becerisi kazanamama olarak kendini gösteriyor. Kapanmanın, diğer insanlardan uzaklaşmanın, yakınlarımızla bile aramıza mesafe koymanın hepimizin üzerinde iletişim odaklı olumsuz etkisi olduğu bir gerçek. Citipr ve pr sektörü olarak kariyer yaşamında sahaya hiç çıkmamış ya da koşullar dolayısıyla içine kapanmış, yerinde saymış, idmansız bir kitle ile karşı karşıyayız. Üzerinde önemle durduğum bu değerli insan kaynağının öncelikle kendileri için hayata katacakları çok şey var. Çözüm kendilerinde. Citipr ve pr sektörü olarak kendi motivasyon faktörlerini ve kaynaklarını kısa bir keşif yolculuğuna çıkıp hızlıca harekete geçirmeleri gerektiğine inanıyoruz. Her gün kendini ve çevresini keşfeden ve her yeni durum için çözüm üretmek üzere yeni iletişim yöntemleri aramaya çalışan Citipr ve pr profesyoneli olarak naçizane, kendilerini ‘’Hayatın hakkını vermeye’’ davet ediyorum.

 

* Prof. Dr. Acar Baltaş, Hayatın Hakkını Vermek, Aralık 2020, Doğan Kitap                           

31 Ağustos 2021 Salı

“BAŞKANIN MESAJI”

 

Kariyer hayatım boyunca sayısız girişimci, başkan, lider, CEO, kurum yöneticisi üst düzey yönetici kimliğine sahip, aynı zamanda hem kurucu hem de şirketinin genel müdürü olan çoğunu başarılı bulduğum, takdir ettiğim isimlerle çalışma şansım oldu. Aralarında başarısız olanlar da vardı. Başkalarının başarılı bulup benim kendimce başarısız bulduklarım da oldu. Sevilenler olduğu kadar ekibi tarafından pek takdir edilmeyen, iletişim gücü zayıf yöneticilere de rastladım. Onları, bazen uzun bazen de kısa süreli çalışma ortamında yakından gözlemleme şansım oldu. Bazılarından önemli ve verimli olacağını düşündüğüm özelliklerini aldım kullandım, hala da kullanıyorum. Bazılarını içimden kınadım, eleştirdim. “Günün birinde çalışma arkadaşlarıma ya da ekibimden herhangi birine bu şekilde davranmayacağım” dediğim davranışları aklıma yazdım, unutmamaya çalıştım. Bu hem olumlu hem de olumsuz nice özellikleri izlerken, onlardan çok şey öğrendim. Bu nedenle bende iz bırakan herkese müteşekkirim. Yani varlıklarına teşekkür ediyorum. Bildiklerim; işime ve bana katkı sağlayan birer unsura dönüşüyorsa bu başta ailem, eğitim yaşamım, mizacım ve aynı zamanda tecrübelerim ve bu tecrübelerimi yaşarken bana eşlik eden o nadide insanlar sayesinde oluştu.

 

Kariyer yolculuğumdan elde ettiğim deneyimle özellikle yönetim kademesinde yer alan isimlerin; geçmişte adanmışçasına çalışmış, hala tutku ile çalışıyor olmaları ve tutkularının başlıca ortak özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Aslında bu noktadan sonra yazarken ben -di’li geçmiş zamanı şimdiki zamana çeviriyorum. Zira kendi ajansımı yönetip aktif olarak tüm markalarımız için iletişim danışmanlığı işimizi yürütürken -halkla ilişkiler doğrudan yönetimin fonksiyonlarından biri olduğu için- hali hazırda başarılı kurucu ve lider yöneticileri gözlemlemeye devam ediyorum. Hala şanslıyım, şanslı olduğum gibi onlarla kendimi geliştirmeye de devam ediyorum.

 

Yöneticinin ekip ve toplum içindeki neredeyse her sözü, her davranışı, kısacası her hali ekibi, çalışma arkadaşları, paydaşları, çözüm ortakları ve ürün ve hizmetleriyle hitap ettiği herkes için anlamlı mesajlar taşır. İletişim, insanın yaşamında kendiyle beraber getirdikleri ve davranışlarıyla başlarken hitabı ve kelimeleriyle devam eder ve sürer. Tutum ve davranışları, geçmişin izleri liderin vizyonunu bugüne taşırken o an ağzından çıkanları ve davranışlarını ya destekler ya da kişilerin gözünde sınava tabi tutar. Güvenilir bir lider güven vermeye ve iletişimin gücüyle motivasyonu sağlamaya önce en yakınlarından başlar. Geçmişinde biriktirdiği olumlu bir etki varsa çok önde, çok güçlü başlar. Buna kazanılmış itibar da diyebiliriz. Kendi itibarı, markanın itibarını destekler. Ekibi motive eder, her sürecine güç katar. Geçmişi, gelecek vizyonu ve davranış tarzıyla bugün tanımlanan 5. sevile liderlik sınıfına girebilmesi için vereceği mesajlar, altın anahtar işlevi görür. Liderin, başkanın, CEO’nun, yöneticinin tevazulu olabilme, geleceğin liderlerini yetiştirme amaçlı eğitme ve yönlendirme seviyesine yükselebilmesi için ana mesajları ve alt kırılımlarıyla birlikte tüm mesajlarını ve bunların oluşma süreçlerini yönetmesi gerekir.

 

 

Bir kurum sözcüsü mesajını, profesyonel PR ajansı ve tüm ekibiyle çalışırken bile önce kendi tortusu, getirdikleri ve hikayesiyle belirler. Ajans ya da iletişim danışmanı hizmet verirken kurucu ya da yöneticinin başarı öyküsü, markanın ürün ve hizmetlerinin kıymeti, katkıları, özellikleri gibi konular ekseninde elbette içerik ve mesaj belirler, teknik düzenlemeleri yapar. Ama kurucu ya da yöneticinin imzasıyla o mesajlar güçlenir ve etkili hale gelir. Ham hikâye liderden gelir. O hikâye yoksa eğer başkaları tarafından uydurulamaz, yazılamaz. Lider olmayı başaramamış biri söylemlerle, yazılan mesajlarla lider haline getirilemez. Getirilse bile-tarihte bunun örnekleri var- kısa sürer. Sürdürülemez. Asırlık çınarlara dönüşmüş şirketlerin kurucu ve yöneticileri hikayelerini en başta kendileri yaratan, bu hikâyeyi yaşarken ve birlikte üretirken önce insana odaklanan, duygulara ulaşmayı bilen kişilerdir. İnsanlar için ne söylendiğinden çok nasıl söylendiği önemlidir ilkesiyle neyi, kime, nasıl söylediğini bilen kişilerdir. Yönetici ancak bu şekilde algıyı yönetebilir. Çünkü iletişimi yönetmek, algıyı yönetmektir. İletişimi yönetmek, davranış biçimleri oluşturmak ve iş hedeflerine ulaşmak için en güçlü araçtır. Şirketlerin ve yöneticilerin yaşadıkları itibar sorunları, çoğunlukla kurumların ve kurum sözcülerinin kendilerini yeterince ifade edememeleri, iletişim sürecini gerektiği gibi yönetememelerinden kaynaklanmaktadır. Kurum sözcüsü, mesajını oluştururken gerçek bir hikâyeden yola çıkmalıdır. Bu hikâyenin üzerine inşa ettiği mesajlarında insanın kattığı değer tanımlanmalı ve bu değerin her zaman korunduğu belirtilmelidir. Bütün bunlarla birlikte ürettiğinin diğerlerinden farkı vurgulanmalı, sadece doğrularla ve son derece yalın bir anlatım diliyle kamuoyuna aktarmalıdır. Bu mesajlar çerçevesinde; üretici kimliğinin yanı sıra duygulara da hitap eden, toplumsal fayda gözeten, çevreyi ve yeryüzündeki tüm canlıları koruyarak geleceğe kalıcı izler bırakmayı misyon edinen bir kimlik oluşturulmalıdır.

 

Geçmişe dönüp baktığınızda bunu tek başına yapabilen liderlere rastlayabilirsiniz. Ancak bugünün koşullarında, bunun bir ekip oluşturulmadan yapılması oldukça zor görünüyor. Kurum sözcüsünün iletişim sürecini başarıyla yürütebilmesinin yolu, bu işi profesyonellere bırakmaktan geçiyor. İletişim sürecinin en kritik noktalarından birini oluşturan “Başkanın mesajı”, en az lider kadar kurumun ve markanın itibarını destekliyor. Siz de kurumunuzun, markanızın ya da şirketinizin varlığını, geleceğe doğru mesajlarla taşımak isterseniz biz buradayız. Gelin birlikte en doğru mesajlarınızı oluşturarak iletişim sürecinizi güvenceye alalım.

20 Mayıs 2021 Perşembe

Hakikatin önemsizleştirilmesi ve gerçeğin değeri

 Gelişim sürecinde ilhamını kültürden, sanattan ve iyi iletişim kuran yöneticilerin kişisel deneyimlerden alan markalar bir de dönemin ruhundan sıyrılıp iletişim süreçlerini güvenle ve sadece gerçekler üzerine kurarlarsa farklılaşıp, anlam yaratmaları eskisinden de kolay oluyor. Algı yaratma sürecinde biri bin değil yüz göstermeye çalışmak dahi markanızın iletişim sürecine zarar veriyor. Profesyonel PR sürecinde de gerçeklere dokunmamak, hatta onları özenle korumak gerekiyor. Günümüzde olduğu gibi hakikat önemsizleştirilirse siyasi liderlerin söylemlerinin hakikatle bir ilişkisi olmasının önemini yitirmesi gibi markaların da verdikleri mesajlar maalesef önemini, değerini yitiriyor.

 

Liderlik sırlarını okurken Mustafa Kemal Atatürk’ün tam da bu yazımın konusu olan gerçeğin değeri ve korunmasıyla ilgili tutumunu anlatan bir anısına rastladım. Sizlerle de paylaşmak istiyorum.

 

‘’Savaştan yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal’e Sakarya Savaşı’nı gösteren bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda yağız bir savaş hayvanına binmiş olarak görünüyordu. Ressam tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal’in ‘bu tabloyu kimseye göstermeyin’ demesi üzerine şaşırıp kaldı. Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı: Bu savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri, bir kemikten ibaretti. Bizim de onlardan arta kalır bir yerimiz yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik. Atları da savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya’nın değerini küçültmüş oluyorsunuz’’ dedi.* Bu satırlar Adnan Nur Baykal’ın Hümanist Kitap’tan çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün Liderlik Sırları adlı kitabından. Atatürk’ün hakikatin değerini anlatan bu tutumu üzerine yorum yapmaya gerek yok.

 

Dönelim günümüze ve yazıya konu olan kavrama… Birçok kaynakta hakikatin önemsizleşmesi döneminin Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi ve İngiltere’nin AB’den çıkması ile birlikte başladığı vurgulanıyor.  Bu yeni dönemde olgular bir kenara bırakıldı, duygular kışkırtıldı. Hatta Trump kampanyasını ve seçimini tanımlayan kavram Post-truth yılın kelimesi oldu. Post-truth’un hakikat / doğru ötesi, gerçek ötesi, gerçeğin değersizleştirilmesi, hakikatin önemsizleştirilmesi olarak birçok tanımı yapılmış. Bir konuda kamuoyunu oluştururken, nesnel hakikatin daha az etkili olup, kusurlu mantıksal kurgular üretip bir de bunların izlenim, duygu ve algıların önde tutulması. Herkesin öznel gerçeği devreye girer ve istenildiği gibi sunulursa hakikatin önemsizleşmesi de kaçınılmaz olur. Oysa gerçek bizzat görülen, deneyimlenen, ölçülen, kayıt edilebilen, görüntülenen, bariz hakiki ve dolayısıyla da doğru olandır. ‘’Hakikatin önemsizleşmesi, yalan söylemekle eş anlamlı değildir. (Zarzalejos, 2017,s.11)  Yalanı bolca içerir ve ondan çokça yararlanır fakat, yalandan başka ve yeni bir şeydir. Yeni olan, siyasetçilerin yalanları ya da yalancılıkları değil kitlelerin buna verdiği tepkidir. (d’Ancona, 2017, s. 26) ‘’  Yalanın Siyaseti kitabında Yalın Alpay ise siyasi iletişim açısından böyle tanımlıyor gerçeğin değersizleştirilmesini.

 

Algıyı yönetmek iletişimi yönetmektir. Her tür iletişimde algı süreci inşa edilirken tüketicinin motive edilebilmesi ve onunla duygusal iletişim kurulabilmesi için en başta güven inşa edilmesi gerekir. İletişim algı yönetimi ile davranış biçimleri oluşturmak ve hedeflere ulaşmak için bir araçtır ve temelinde dürüstlük ve güven olmalıdır. Seslenilen kitlenin kültürü, değerleri ve tutumları göz önünde bulundurularak marka için bir strateji belirlenirken temeller gerçek ötesi söylemlerin üzerine oturtulursa, kitlelerin ikna edilmesi için nesnel verilerin kullanılması yerine duyguların coşturulması yoluna başvurulması ve bunun karşıdaki kitle tarafından kabul edilmesi gerçeklere değil algılara dayalı sahte bir evren üretir. Örnekleri Yalın Alpay Yalanın Siyaseti, 2018 adlı kitabında şöyle özetleyerek devam etmiş; ’’ Olgusal verileri dikkate almadan, doğrudan duygulara hitap eden görsel hileler, geleneksel ve sosyal medya aracılığıyla dolaşıma sokulmaktadır. Bunlar kışkırtıcı görseller taşıyan afişler, üzerlerinde propaganda amaçlı kasti oynamalar ve çarpıtmalar yapılmış, bağlamlarından kopartılmış fotoğraflar (bir mitingi daha kalabalık ya da daha tenha göstermek, başka bir ülkede yapılmış bir gösteriyi kendi ülkesinde yapılmış gibi sunmak, görseli temsil ettiğinden bambaşka bir temsiliyet çerçevesinde kullanmak gibi, televizyonlarda ya da sosyal medyada oynatılan tümüyle taraflı videolar gibi araçlar.’’ İletişim temellerinin sağlam atılabilmesi için, farklılaşarak anlam yaratabilmek için gerçeğin değerini bilmek ve onu korumak kurumun ve kişilerin öncelikli hedefi olmalı. Böylece kurumun çıkarları değil toplumun çıkarları en başta o gün, o dönem için, kurumun itibarı ise sonsuza dek korunmuş olur.

 

 

*Atatürk Denizinden Damlalar, Derleyen: Behçet  Kemal Çağlar, sayfa 193

7 Mart 2021 Pazar

İLETİŞİM SAHNESİNİN YENİ OYUNCULARI AKTİVİST CEO’LAR

 

Dünyanın olduğu gibi özellikle biz iletişimcilerinde gözü kendilerini markaları nezdinde “aktivist CEO” olarak tanımlayan lider ve yöneticilere odaklandı. Şu an okumakta olduğunuz yazıda geçmişe dönerek İstanboolTodayDergisi Ekim 2019 sayısında yer alan ‘’Markaların Zarif Yaka Çiçeği; Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projeleri ve Dönüşen Dünya’’ başlıklı yazımda kısaca şu görüşe yer vermiştim: “Çok yakın gelecekte ‘Yararlılık İlkesi’’ni ürün ya da hizmetlerinin varoluş nedeni olarak benimseyen önce uluslararası markaları ve girişimcileri sahnede göreceğiz. Dünyanın gözünün üzerinde olduğu sorunları görmezden gelmeden bu sorunlara çare arayan, çözüme katkı sağlayarak üreten ve bunun için adeta yarışacak organizasyonlar artacak. Dijital çağ ile oluşan bu yeni düzen, ürün ya da hizmet üreten herkesin dünyayı, toplumları, çevreyi ve geleceği öngörerek koruyan, bütünün yararına organizasyonlar kurmasını ve üretmesini zorunlu kılacak. Hem yılların markalarının hem de yeni girişimcilerin yöneticilerinin bu perspektiften bakmaları rekabet ortamında kalıcı olmalarını, öne geçmelerini ve hatta global üreticiler arasına girmelerini sağlayacak. Kısacası yararlılık ilkesini benimseyerek üreten, markası için statik değil dinamik yenilenme süreci inşa edebilen, bugünün teknolojisini dünya standartlarında kullanıp yakın ve uzak gelecektekini öngörerek adapte olabilecek yetkinliklerini geliştirebilen ve yönetim fonksiyonlarından biri olan halkla ilişkiler faaliyetleri kapsamındabu çalışmaları kamuoyu ile cesurca paylaşabilen liderler ve girişimleri yeni dönemin markaları olacak. Dünya üretse de tüketse de onu koruyanların olacak.’’

 DÜNYANIN SORUNLARINI PAYLAŞTILAR

Çok geçmedi dünya ansızın, yeni tanıştığı bir virüs fırtınasıyla hızlı bir dönüşüme girdi. Ve pandemiden 6 ay kadar önce bu köşede yazdığım gibi bugünün dünyasında bir taraftan üretirken bir taraftan da dünya ve sorunları için çözüm üreten CEO’lar dikkat çekerek üretenler sahnesinde yerlerini aldılar. Hem de fısıldayarak değil, yüksek sesle alanlarını, projelerini duyurarak ve kendilerini ‘’Aktivist CEO’lar’’ olarak tanımlayarak… Elon Musk yenilenebilir enerji, Bill Gates global yoksulluk, Doug McMillon Walmart çevresel problemler, Warren Buffett gelir eşitsizliği, Edward Stack Dick silahlanma karşıtlığı, Brian Cornell LGBTIQ hakları alanlarında çözüm ürettiklerini ilan ederek adeta dünyanın sorunlarını paylaştılar.

Tamer Yakut’un T24’te 21 Şubat’ta yer alan yazısında Salesforce'un CEO'su Marc Benioff’un Wall Street Journal gazetesindeki analizine yer verilmiş. Analizine, "İki farklı CEO tipinin varlığına ikna oldum" sözleri ile başlayan Benioff, iki farklı grubu  şöyle çerçevelemiş. "Birinci grupta dünyanın görünümünü geliştirmeye kendini adayanlar yer alıyor. İkinci grupta ise hiçbir sorumluluk hissetmeyenler, sadece hissedarların menfaatlerine odaklananlar var. Geçmiş yıllarda CEO ve patronların önemli bölümünün ikinci grupta yer aldığına tanıklık ettim. Bu tipte yer alan liderlerin politikayla bütün ilgileri lobi şirketleri kiralamak, politikacıları etkilemeye çalışmak ve vergi konularında etkin olabilmekti. Hissedarlarına gösterdikleri ilgiyi çalışanlarına, topluma ve dünyaya göstermediler."

Ekonomist Milton Friedman’ın “Şirketlerin ana hedefi, karlarını maksimize etmektir’’ görüşünden, “Müşterilerin, çalışanların, tedarikçilerin ve toplumun da önceliklerini şirketlerinin hedefleri arasına koymak ve bunları gözetmek’’ boyutuna geçmek ve daha da önemlisi iletişim stratejilerinde bu alanı görünür olarak yerleştirerek ilerlemek, biz halkla ilişkiler profesyonellerini eskisinden de fazla heyecanlandırıyor.

Dünya ile birlikte bizde de durum hızlıca değişiyor. Duyarlı markaların yöneticileri kendi organizasyonlarında sürdürdükleri özellikle de sosyal değerlerin öne çıktığı, siyasi, ekonomik, toplumsal sorunlara karşı harekete geçen alan liderliğinin yükselişine bizi de tanık ediyorlar. Özel röportajlarında kendini ve ailesini aktivist olarak tanımlayan yöneticilere her geçen gün daha fazla tanık oluyoruz. Bu umut verici gelişme, iletişim dünyasına yeni ve güçlü oyuncular katıyor. Bundan böyle iletişim profesyonelleri markalar nezdinde kurum sözcülerinin etkin gücünü stratejilerinde daha güçlü yönetmek ve daha da etkili kullanmak zorunda kalacaklar. Çünkü aktivist CEO’lar sahnede daha fazla ışık isteyecekler. Dünya da onu koruyanlara bu aydınlığı cömertçe sunacak.

İtibarın iletişimi

  İtibar... Şüphesiz her bireyin ve her markanın en büyük yatırımı. Gözle görülmez, elle tutulmaz soyut ama çok kıymetli bir yatırım. Elle t...