26 Ekim 2020 Pazartesi

Lider misiniz, Yönetici mi?

 


Bir ekibi yönetmek için mutlaka lider özelliğine sahip olmak gerekir mi? Her yönetici lider midir? Kendini yönetemeyen biri ekibini yönetilebilir mi?

Peter F.Ducker ‘’Kendinizi Yönetmek’’ adlı kitabında şöyle diyor: ‘’Gerçek şu ki çok az insan bir işi nasıl yaptığının farkındadır.  Gerçekten de çoğumuz, farklı insanların farklı biçimlerde çalıştığını ve işleri farklı biçimlerde yerine getirdiğini bilmeyiz.’’

 

4 bin şirketle çalışma yürütüp 25 yılını 21.yüzyılda lider olmayı sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemleyerek geçiren Roselinda Torres  bu sorusunun cevabını  başka sorular sormaya devam ederek bulduğunu söylüyor.  Mesela iş modeliniz veya hayatınızdaki bir sonraki değişimi tahmin etmek için nereye bakıyorsunuz, kiminle vakit geçiriyorsunuz, nereye seyahat ediyorsunuz, ne okuyorsunuz, potansiyel kopuklukları anlamak için nasıl değerlendirme yapıyorsunuz, tamamen hazırlıklı ve tedarikli olmak için bir şeyler yapmak üzere hemen nasıl karar veriyorsunuz, geçmişte size başarı getiren bir uygulamadan vazgeçecek kadar cesaretli misiniz, kişisel ve mesleki paydaş ağınızdaki farklılık ölçütü nedir, kendinizden çok farklı insanlarla iletişim kurma kapasiteniz hakkında ne düşünüyorsunuz?  Bu farklılıklar biyolojik, fiziksel, fonksiyonel, politik, kültürel ve sosyo-ekonomik farklılıklar olabilir. Yönetici ve lider arasındaki farklılıklar hakkında neler söylenmiş şöyle bir özetleyerek devam edelim ve öyle karar verelim gerçek bir lider misiniz yoksa yönetici mi?

 

Yönetici işletmenin içinde bulunduğu günü dizayn ederken lider aynı zamanda işletmenin geleceğini kurgular, dizayn eder ve içinde bulunduğu günü ona göre yönetir. Yönetmek bugüne, liderlik geleceğe yöneliktir. Yönetim bir kurumun amaç, değer ve hedeflerini saptama ve bunları gerçekleştirme; liderlik ise bir yön belirleme, çalışanların o yönde ilerlemelerini motive etme sürecidir. Liderlik  uzun vadeli, gelecek için plan yapmak ve onu hayata geçirmek için gereken ekibi kurarak yarın için yapılması gerekenleri planlamaktır.  Lider dünün rahat öngörülebilirliği değil bugünün gerçekleri ve aynı zamanda yarının bilinmeyen tüm olasılıkları için kendini hazırlayan insandır. Büyük liderlerin farklı olmaya cesaretleri vardır. Onlar gerçekten risk almak konusunda konuşmazlar, risk alırlar.

 

İnsanlardan ne isteyeceğini bilmek, zamanında geri bildirim vermek,  ilişki kurmak konusunda profesyonel davranmak ve ekip üyelerine güvenerek yetki vermek iyi liderliğin özellikleri iken güçle korkutarak yönetmek olumlu bir liderlik özelliği değildir.

 

Liderlik size inanları da ortak anlamlandırmaya katabilme yeteneğine sahip olmayı, ayırt edici ve harekete geçirici bir seslenişte bulunmayı ve güçlü değerler kümesini de içerecek şekilde dürüstlük duygusuyla hareket etmeyi gerektirir. Liderlik özelliği taşıyan insanlar kendini uyarlama kapasitesine sahiptir. Bu özünde uygulamalı yaratıcılıktır. Bu bir talihsizliği, yarattığı bütün streslerle birlikte aşabilmeyi ve o durumun içinden eskisinden de güçlü bir biçimde çıkabilmeyi sağlayan, neredeyse mucizevi denebilecek bir yetenektir. Bu beceri iki temel nitelikten oluşur; bağlamı kavrama yeteneği ve dayanıklılık. Bağlamı kavrama yeteneği çok farklı gruplardan insanların bir jesti nasıl yorumladıklarından, belli bir durumu bir perspektif içine yerleştirebilmeye kadar değişen, bir yığın faktörü hesaba katabilme yeteneği anlamına gelir. Bu olmadan liderler yollarını tamamıyla yitirirler,  etrafındaki insanlarla bağlantı kuramazlar. Dayanıklılık ise adı üstünde insanları yıkıcı koşullardan umutlarını yitirmeden çıkabilmelerini mümkün kılan direngenlik ve sağlamlık olarak tanımlanmıştır, Acar Baltaş’ın ‘’Bir Yolculuk Olarak Liderlik’’ adlı kitabında.

 

 

5. SEVİYE LİDERLİĞİ

İYİDEN MUHTEŞEME DÖNÜŞMEK

 

Bu seviyede lider kişisel tevazu ve profesyonel iradenin paradoksal bir birleşimi yoluyla dayanıklı bir büyüklük kurar. Aşırı bir kişisel tevazuyu yoğun bir profesyonel iradeyle harmanlayan bireye örnektir. Sessiz, sakin, ve kararlı  bir şekilde, motive etmek için ilham verici bir karizmaya değil, ilham veren standartlara dayanır. Alçakgönüllü ve inatçı, utangaç ve korkusuzdur. Bu konsepti kavramak için egosunun,  ebedi büyük bir ulus yaratma hırsının yoluna çıkmasına hiçbir zaman izin vermemiş olan Abraham Lincoln’ü örnek verebiliriz.

 

5. Seviye liderliğe tanınmış marka Gillette’nin 1975’den 1991 yılına kadar CEO’luğunu yapmış olan Colman M. Mockler’i de örnek verebiliriz. Nazik, neredeyse aristokrat bir tabiata sahip sıkılgan, ince bir adamdı ve utangaç, efendi tarzını hiç kaybetmedi. Yaşadıkları krizin her evresinde ‘’her zamanki işler’’ tutumunu sürdürdü. Colman M. Mockler’in dıştan görünen alçakgönüllülüğünü içsel bir zayıflığın işareti olarak yanlış anlayanlar en sonunda yenildiler. Sakin ama pes etmeyen biriydi. Her durumda sonunda galip geleceğine dair inancını sürdürdü.

 

5. Seviye Lider zorlayıcı bir alçak gönüllülük, kamusal övgülerden sakınma gösterir; asla böbürlenmez. Kendi hakkında konuşmaya zorlandıklarında ‘’Umarım kulağa çok önemli biri gibi gelmiyorumdur’’ veya ‘’ Başarılar konusunda kendime fazla pay çıkarabileceğimi sanmıyorum.’’ diyebilir.  Zorlayıcı  alçak gönüllüğü dikkat çeker.

 

Sessiz, sakin bir azimle hareket eder. Motive etmek için ilkesel olarak ilham verici standartlara dayanır, ilham verici bir karizmaya değil. Tutkuyu şirkete akıtır, kendisine değil. Kötü sonuçlarla ilgili sorumluluğu dağıtmak için, başka insanları, dış etmenleri veya kötü şansı asla suçlamadan pencereden dışarı değil aynaya bakar. İyiden muhteşeme dönüşümde mükemmel sonuçlar, net bir katalizör yaratır.

Ne kadar zor olursa olsun en iyi uzun vadeli sonuçları yaratmak üzere yapılması gereken her şeyi yapmak için tereddütsüz bir azim sergiler. Ebedi bir muhteşem şirket kurmak için standartlar koyar, daha aşağısına razı gelmez.  Ve bir sonraki neslin çok daha iyi olması için hedefler belirler.

 

Şimdi siz karar verin lider misiniz, yönetici mi?

 

 

 

KAYNAKLAR:


1.     HBR’S 10 MUST READS. Liderlik. Çev. Melis İnan. Mart 2018 İstanbul. Optimist Yayınları

2.     HBR’S 10 MUST READS. Kendinizi Yönetmek. Çev. Melis İnan. Eylül 2019. Optimist Yayınları

3.     Bir Yolculuk Olarak Liderlik, Acar Baltaş. Aralık 2018 İstanbul. Remzi Kitabevi.

 

 

 

 

 

 

 

17 Eylül 2020 Perşembe

*HEMEN HER ŞEYİN GELECEĞİ

 


Son 6 ayda yaşananlar yarını geçmiş olarak görmek ve yeni düşünme biçimlerini hızlıca harekete geçirmek adına yaşam dersi niteliğindeydi. En muhtemel olanı dikkatle takip etmeli ve hiç beklenmeyeni de hesaba katmalıyız artık. Geleceği öngörebilmek ve hazırlanılması gereken bir şey ya da kendi eylemlerimizi belirleyeceğimiz bir dünya olarak görmek durumundayız. Geleceğin neye benzeyebileceğini eskisinden daha çok merak edip ve görmeye çalışır olmadık mı? Bilimsel gerçeklikler ve öngörüler tükenince insanoğlu bilimsel olanın yanı sıra olmayandan da medet umarmış. Astroloji ilminin sözcülerinin popülerleştiğini fark etmemiz bu görüşü de desteklemiyor mu? O zaman gelelim hemen her şeyin geleceğine bakarken kendimizi nasıl korumamız gerektiğine… Biz geleceğe bakmaya çalışırken geleneksel ve sosyal medyanın beslendiği tüm kaynaklar, haber alabileceğimiz tüm mekanizmalar hareket halindeyken acaba hangileri güvenilir ve bize zaman kaybettirmekten çok zaman kazandırır?  






Geleceğe hazırlanabilmek için en önemli araçlarımızdan biri de kitle iletişim araçlarından, sosyal medyadan haber alabilmek aslında. Pandemi döneminde evimizde kaldık ama şükürler olsun ki hiçbirimiz habersiz kalmadık.  Gerek televizyonlardan gerekse sosyal medyadan öncelikle virüsle ilgili her haberi, bilgiyi takip ettik. Bu dönemin perspektifinden gelecek haberciliğine bakarsak bizleri neler bekliyor ya da haber alırken nelere dikkat etmeliyiz? Medyadaki manşetler çoğu zaman sansasyonel, kafa karıştırıcı ve gerçekten uzak tahminlerle dolu olabiliyor. Peki gerçek öngörü ve içgörüye nasıl ulaşacağız?

 

POST TRUTH-HAKİKATİN DEĞERSİZLEŞTİRİLMESİ

 

Aldığımız haberler ve bilgilerin doğruluğundan emin miyiz? Haberleri nasıl okumalı, değerlendirmeli ya da yaymalıyız? Bu konuda son dönemde gerçekleştirilmiş bir çalışma sonucunda yer alan görüşlerde Dünya Sağlık Örgütü Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un da dediği gibi; “Sahte haberler  virüsten daha hızlı ve daha kolay yayılıyor.” Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Pınar Seden Meral ve Araştırma Görevlisi Münür İpek yaptığı çalışmada koronavirüsle ilgili yapılan yanlış haber ve bilgilerin hayatımızı virüsten daha fazla olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Çalışmayla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Pınar Seden Meral, “Hem kendi hem de toplumumuzun sağlığını korurken bilgilenmek önemli ancak bu dönemde bilgi almak için başvurduğumuz çoğu kaynağın ne derece doğru haber verdiğini bilmek ve dolayısıyla doğru bilgiye ulaşmak güç” diyor. Meral şöyle devam ediyor: “Elbette güncel soru ve sorunların  yanıtlarını öğrenmek için basından ve sosyal medya araçlarından medet umuyoruz. Çünkü korkuyoruz. Böylesi durumlarda korku, insanı felce uğratan ve aklını kullanmasına engel olan bir duygu. Günümüzün iletişim teknolojilerinin sunduğu olanaklarla bilgi, inanılmaz bir hızla yayılıyor. Ancak konularla ilgili yalnızca doğru bilgi ve haberler yayılmıyor. Sahte olduğunu çoğu zaman anlayamadığımız haberler de aynı hızla servis ediliyor. Bu da insanları araştırdıklarından korunmak ve de kaçınmak için kimi zaman yanlış yollara da itebiliyor.”

 



“Güvenilir kaynaklardan bilgi edinin”

Koronavirüsün ülkemizde görülmeye başladığı günden bu yana hem geleneksel hem de dijital medya organlarında sayısız haberler yayınlanıyor. Sosyal medyada da tam bir içerik bombardımanı yaşanıyor. “Yayınlanan içeriklerin ve haberlerin çokluğu doğru bilgiye ulaşmada kaotik bir ortam yaratıyor” diyen Doç. Dr. Meral, sadece güvenilir kaynaklardan bilgi edilmesi gerektiğini söylüyor. Virüsün kökeni ve tedavisiyle ilgili yayınlanan haberlere kuşkuyla yaklaşılıp, bilimsel gerçekliğinin sorgulanması gerektiğini vurgulayan Meral, koronavirüsle ilgili yanlış bilgilerden nasıl korunmamız gerektiği konusunda şu önerilerde bulunuyor: “Video ya da ses içerikli kaynağından emin olmadığınız haberler yerine basılı gazetelerin haberlerini tercih edin. Gözden kaçan kimi durumlar olsa da, muhabirlerin haberleri teyit ve referansları kontrol etme mekanizması daha sağlıklı işler. Virüsle ilgili olduğu iddia edilen bir araştırmadan söz edildiğinde, mutlaka o araştırmayı bularak orijinal belgeyi inceleyin. Sosyal medya hesaplarınızda bir haberi paylaşmadan önce haberin doğruluğunu kendiniz araştırın ve ancak eminseniz paylaşın.”

 

İlginç bulgulara rastlandı

Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Pınar Seden Meral ile Araştırma Görevlisi Münür İpek ‘koronavirüs haberleri’ ile ilgili yaptıkları araştırmalarda dünyayı yanlış yönlendiren haberler ve sonuçlarıyla ilgili de ilginç bulgulara ulaştı. Bu haberlerin her zaman yalan ya da  sahte olup olmadığından daha çok önemli olan nokta bireylerin bu haberlere karşı verdikleri tepkiler. Örneğin Covid-19’a yakalanan hastaların azımsanmayacak bir bölümünün hastalık öncesi ibuprofen içerikli ilaçlar aldığına ve bu tip ilaçların hastalığa yakalanma olasılığını arttırdığına yönelik çeşitli haberler yayınlandı. Hala tartışmalı olan bu konu bir tıp dergisinde ibuprofen içerikli ilaçlardaki bir enzimin Covid-19 semptomlarını birleştirebileceğine işaret edilerek ancak daha fazla çalışma ve bulguya gerek duyulduğuna ilişkin bilgi notuyla yayınlandı. Bu haberin ardından medyada ve sosyal medya gruplarında  ibuprofen içeren ilaçların listesi yayınlanarak, bu ilaçların kullanılmaması gerektiğine dair bilgiler kamuoyuna sunuldu. Dahası Dünya Sağlık Örgütü de önce ibuprofenin Covid -19 etkilerini kötüleştirebileceğini bildirerek, kullanılmamasını önerdi. Ancak daha sonra bu ifadesini geri çekti.

 




Yapılan paylaşımlara dikkat!

Sosyal medya hesaplarından yapılan bir paylaşım haberin ulaştığı insanları olumsuz etkiledi ve paniğe sürükledi. Paniğe neden olan haberde Milano’dan bir doktorun “Sokakta hep aynı çift ayakkabıyı kullanın ve evinizin dışında bırakın. Zira Çinliler virüsün 9 güne kadar yaşadığını öğrenmişler” bağlamındaki ifadesiydi. Kaynağı bilinmeyen bu paylaşımda yer alan doktor gerçek değil. Haber sitelerinde bir evcil köpeğin korona virüsüne yakalandığı ve bu virüs nedeniyle haber 18 Mart tarihinin gündemindeydi. Bu haber çeşitli haber sitelerinde yayınlandı ancak haberde yer alan köpeğin 17 yaşında olması ve evcil hayvandan insana Covid-19 bulaştığına dair bilimsel bir bilgi olmaması nedeniyle bu haberin de gerçekliği kuşku taşımakta.

19 Mart tarihinde bir ulusal gazetede yayınlanan “Avrupa’da korona yüzünden  gıda alışverişi karneye bağlandı” haberi de gerçeği yansıtmıyordu. Marketlerde gıda kalmaması nedeniyle alışverişin karneye bağlandığı ifade edilen haberde kaynak olarak Avrupa’da yaşadığı söylenen gurbetçi vatandaşların adları yazılsa da, Avrupa’da böyle bir uygulama olmadığı ve böyle bir açıklama yapılmadığı ortaya açıktı. 22 Mart tarihinde de  İran asıllı oyuncu Golshifteh Farahani’ye ait bir ses kaydı olduğu söylenen bir açıklama paylaşıldı çeşitli kanallar aracılığıyla. Saç kurutma makinesinin Covid-19’u yenmede etkili olduğunu anlatan bu ses kaydına göre ‘’saç kurutma makinesinin dört parmak mesafeyle burun altından yukarı tutulması gerektiğini, 30-40 saniye kadar buruna ve genize giden sıcak havanın, virüsten kurtulmayı sağlayacağı” iddia edilmekte. Yüksek oranda etkileşim sağlayan bu videonun toplumda tanınan yüzler  tarafından paylaşılması da içeriğe gösterilen ilginin daha da artmasına neden olmuş; ancak bilimsel olarak da doğru olmayan bu bilgi Golshifteh Farahani’nin kendi Twitter hesabında yaptığı açıklamayla sesin kendisine ait olmadığı ifade edilerek yalanlanmıştır.  Medyada yayınlanan sahte haberlerin dışında devlet kurumlarını kullanarak kamuoyunu bilinçli olarak yönlendirmek isteyenler de var ne yazık ki. Örneğin 16 Mart tarihinde Sağlık Bakanlığı logosu kullanan ve üzerinde gizli ibaresi bulunan bir belge sosyal medyada araçlarında paylaşıldı. Üzerinde 81 ile gönderildiği ibaresi olan bu belgeye göre salgın ile ilgili birtakım tedbirler alınıyordu. Ertesi gün Bakanlıktan yapılan açıklama ile bu belgenin sahte olduğu ve bu belgeyi dolaşıma koyan insanların bilinçli bir şekilde ortalığı paniğe sürüklemek istedikleri belirtildi.

 

Yanlış haberlerden korunma reçetesi!

·       Sadece güvenilir kaynaklardan bilgi edinin.

·       Video ya da ses içerikli kaynağından emin olmadığınız haberler yerine basılı gazetelerin haberlerini tercih edin. Gözden kaçan kimi durumlar olsa da, muhabirlerin haberleri teyit ve referansları kontrol etme mekanizması daha sağlıklı işler.

·       Haberin konusuyla ilgili olduğu iddia edilen bir araştırmadan söz edildiğinde, mutlaka o araştırmayı bularak orijinal belgeyi inceleyin.

·       Çözüm önerisi, tedavi gibi yöntemler sunan yayınlanan haberlere kuşkuyla yaklaşın, bilimsel gerçekliğini sorgulayın.

·       Sosyal medya hesaplarınızda bir haberi paylaşmadan önce haberin doğruluğunu kendiniz araştırın ve ancak eminseniz paylaşın. Haberi size gönderen kaynak sizin için güvenilir olsa bile, acaba ona kim gönderdi? Hep sorgulayın.

·       Haberde yer alan hikaye size inandırıcı gelmediyse ya da sahte kokuyorsa, herhangi bir bağlantıyı tıklamayın ve bu haberin daha fazla yayılmasını sağlayacak algoritmaları çalıştırmayın.

 

Belki de tekrar hatırlamamız gereken...‘’Hemen Her Şeyin Geleceği’’ adlı kitabında Patrick Dixon’un da söz ettiği gibi ‘‘Hayatın zaman kaybından başka bir şey olmayan ve inanmadığımız şeyleri okuyarak ya da yaparak,  günlerimizi boşa harcamaya değmeyecek kadar kısa olduğu ve nereye gitmemiz gerektiğini bilmemiz gerektiğiydi.’’

 

*Patrıck Dıxon, Hemen Her Şeyin Geleceği, baskı sayısı, basıldığı kent, Yayınevi, yayın yılı

29 Nisan 2020 Çarşamba

PANDEMİNİN İLK DERSİ ‘’DEĞİŞİM YÖNETİMİ’’





Korona herkesi kendi hayatının lideri olmaya zorladı. Değişim yönetimi, dayanıklılık, kendini uyarlama kapasitesi en başta kendi hayatının lideri olmayı başarabilen herkesi hızlandırdı. Liderlik kendi hayatımızın sorumluluklarını alabilme ve potansiyelimizi ortaya çıkarıp kullanabilmektir. Bu açıdan baktığımızda her birimizin başa çıkmakla sorumlu olduğu ortak bir sorun ve gelecek bizleri bekliyor. Bilinmezlikleriyle kaos ve öngördüklerimizle kriz olarak içinde yaşamaya başladığımız bu yeni dönemde plan yapmak da çok kolay değil. Birlik olmak ve fikir ayrılıklarını da anlamaya çalışmak belki bu dönemi daha kolay atlatabilmenin bir yolu olacak.

21. yüzyılın imkan ve kabiliyetleri ile düşünüldüğünde, bu denli etkili olan küresel salgın önümüzdeki birkaç yılda tüm büyük güçleri ekonomik sorunlar ve yıpranmış olan ülke itibarlarını onarmayla uğraşmaya zorlayacak. Korona en güçlü bildiğimiz ülkeleri ve beraberinde liderlerini de hazırlıksız yakaladı. Devletlerin güçleriyle orantılı olarak küresel salgınla mücadelesinde de farklılıklar var. Başta sağlık boyutu olmak üzere sosyal ve ekonomik etkileri ile tarihe geçecek ve düzeni değiştirecek bir dönem yaşıyoruz. Avrupa küresel salgının merkezi haline geldi. Ulusal sınırların güvenliği konusu virüsle başka bir boyut kazanarak dünyanın gündemine oturacak. Dönemin bilinmeyenleri çok ancak öngörebildiklerimiz de var. Kayıplar ülkelerin zafiyetlerini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmaya hala devam ediyor. Halkların hükümetler, sağlık kurumları, şirketler ve iş dünyası ile ilgili algısı yeniden şekillenecek.

Bağışıklık pasaportu olmayan ülkelerarası seyahat edemeyecek deniliyor. Tüm bunlar en sık duyduğumuz  “Artık birçok şey eskisi gibi olmayacak” cümlesinin altını doldurur nitelikte.

İletişimde Covid -19 Etkisi
Elbette önce insan gelir. Biz bunu unutmuş muyduk acaba?  Önce hayatta kalmak ve sağlıklı olmak her canlı için ilk sıradadır. Markalarsa ürettikleri ürün ve hizmetlerle insan yaşamının sürmesine yardımcı olan sistemin parçalarıdır.
Bilinmezlikleriyle bir kaos ve az bilinirlikleriyle de böyle bir kriz durumunda ve önümüzdeki dönemde markalar ne yapacak? Yarın hayat normale dönse işletmeler çalışanlarıyla kaldıkları yerden hemen başlamaya hazır mı? Birlikte öngörülenlere bakalım mı? Gusta Research’un hazırladığı başarılı bir çalışmadan ‘İletişimde Covid -19 Etkisi’ araştırmasından seçtiğim bazı öngörülere göre;



  1. Dijitalleşmeyen marka ve kurumlar işin dışında kalacak.
  2. Serbest çalışma oranı hızla artacak ve şirketlerdeki organizasyon şemasına ‘evden çalışan’ personel dahil olacak.
  3. Planlamalar daha kısa dönemler için yapılacak.
  4. Çalışanların performans ölçümleme yöntemleri değişecek.
  5. Çalışma rutinlerimiz değişecek.
  6. Evlerdeki mimariye ‘çalışma odası’ eklenecek.
  7. Her marka ve her kurum şeffaflığını kanıtlamak durumunda kalacak. Şeffaflık göstergelerini ortaya koyacak dijital kanıt yöntemleri geliştiriliyor.
  8. Online eğitim hızla yaygınlaşacak. Kültür merkezlerinde, kütüphanelerde, havalimanlarında, alışveriş merkezlerinde online eğitimler ve online sınavlar için kullanılmak üzere bireysel alanlar oluşturulacak.
  9. Para için değil dünya için ve yaşanabilir bir dünyaya katkı sağlamak için çalışılacak.
  10. ‘Tüketici' varlık nedenimizin ‘destekçisi’ olarak tanımlanacak.
  11. Organik gıdaya yönelim hızla artacak.
  12. Evde tarım yöntemleri çoğalacak.
  13. 3D yazıcılarla gıda üretilecek.
  14. Sözleşmeler ve sigorta kapsamları değişecek.
  15. Yeniden SWOT analizi yapılacak. Dünkü güçlü yanlarımız bugün hala aynı güçte olmayabilir. Dünkü zayıf yanlarımız da bu süreçte çok değişti ve belki de başka zayıf yanlarımız var artık....
  16. Artık eskisinden daha fazla sosyal sorumluluk, değer vizyonu, doğaya, gezegene saygı ve çalışanlarımızı korumak üzerine yoğunlaşıp yeni stratejiler belirleyeceğiz.


Yani değişimi biz yöneteceğiz! Yeniden ‘önce insan’ diyeceğiz...

Derya Aslan
CitiPR Genel Koordinatörü
Beykoz Üniversitesi MYO Öğretim Görevlisi






2 Nisan 2020 Perşembe

İletişimde “önce insan” dönemi...




Koronavirüsle mücadelenin yoğun bir şekilde devam ettiği bugünlerde markaların iletişim stratejilerinin de değişmesi gerekiyor. Beykoz Üniversitesi MYO Öğretim Görevlisi ve CitiPR Genel Koordinatörü Derya Aslan, “önce insan” stratejisiyle hareket edilmesi gerektiğini söylüyor. Aslan, “Bu dönemde kısa vadeli planlar yapılmalı. Bu sıkıntılı günler, tam da sosyal sorumluluk zamanı… İletişimciler; desteğe ihtiyacı olanlar için çözüm üretebilmeli ve bunları çalıştıkları markalara önererek yeni bir iletişim planı oluşturmalılar” diye konuşuyor.


Dünya, koronavirüsle mücadelesini sürdürüyor. İnsanlık bu savaşı er ya da geç kazanacak ama dünyada birçok şey değişecek ve sorgulanacak. Peki bu dönem ve sonrasında iletişim dünyasının kodları nasıl değişecek?  Markalar bu zor günlerde nasıl bir strateji izlemeliler?
Beykoz Üniversitesi MYO Öğretim Görevlisi ve CitiPR Genel Koordinatörü Derya Aslan, bu dönemde “önce insan” stratejisiyle hareket edilmesi gerektiğini belirterek sözlerine başlıyor. “Markalar ürettikleri ürün ve hizmetlerle insanın yaşamını sürdürmesine yardımcı olan sistemin parçalarıdır” diyen Aslan, “Ani gelişen ve normale dönme süresi ne kadar olacağı bilinmeyen bu durumda markalar ve iletişimciler; öncelikle çalışanlar dahil tüm paydaşlarıyla iletişim halinde kalabilmeli. Bu ilk şart” diyor.

“Halkla ilişkiler önce insanı korur”
Halkla ilişkiler alanının “önce insan” diyerek yola çıkan bir disipline sahip olduğunu vurgulayan Aslan, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Halkla ilişkiler ürün ve hizmetlerin insana uygunluğunu ve neden uygun olduğunu anlatır. Bu anlatımın her aşamasında etik kurallar vardır. İşte bu yüzden Halkla İlişkiler önce insanı korur. Elbette bu tanıma uygun olmayan örnekler pek çoktur. Ama kuram bunu söyler. Bu etik de sektörün omurgasıdır aslında. Gün geçtikçe buna bazen değil, her zaman uygun davrananlar ayakta kalabilecek. Sistem bunu kendi doğal eleme yöntemiyle başaracak. Kural belli; artık daha fazla “önce insan” diyeceğiz hepimiz...”


“Geleceği değil haftayı planlamak önemli”
Koronavirüs ile mücadelenin devam ettiği bugünlerde Halkla İlişkiler’in de teknolojinin olanaklarından yararlanarak, “izole” ortamlarda rahatlıkla hizmet verebileceğini söyleyen Aslan, “Bu dönemde uzun vadeli planlar yapmak yerine kısa vadeli iletişim planları yapılması gerekiyor. Öncelikle önümüzdeki haftayı planlamak önemli. Her marka için bu döneme ilişkin bir iletişim planı yapılması da şart. Markaların iç iletişimine yönelik çözümler sunulmalı. Bu sıkıntılı günlerin tam da sosyal sorumluluk zamanı olduğunu düşünüyorum. İletişimciler; yaşlılar, çocuklar, toplumun her kesiminden desteğe ihtiyacı olanlar için çözüm üretebilmeli ve bunları çalıştıkları markalara önererek yeni bir iletişim planı oluşturmalılar.”

Zihniyet değişimi şart!
Yalnızca markaların değil tüm dünya düzeninin “önce insan” anlayışına göre dizayn edilmesi gerektiğini vurgulayan İletişimci Derya Aslan, bunun çok da kolay olmadığını ise şu sözlerle özetliyor: “Önümüzdeki yıllar bize şu an üzerinde çalışılan her şeyi unutturan bu kaotik kriz sayesinde konuşulacakları ve yeniden dizayn edilmesi gerekenleri, kapitalizmin saat gibi işlemesinin ihtiyacı olduğunda dünyayı kurtarmayacağını da anlatıyor. Merkezine insanın oturtulduğu ve sistemlerin buna göre şekillendirildiği düzene geçmek için zihniyetlerin de değişime geçmesi gerekiyor ve yönetimlerin işleyişin her kademesine göre şekil alması zaman alacak.”

Korona döneminde iletişimciler neler yapmalı?
  • Çalışanlar dahil tüm paydaşlarla düzenli iletişimi sağlamalı ve sürdürmeli. İletişim kesilmemeli.
  • Teknolojinin sağladığı imkanlarla dijital ortamda kurulan çalışma düzeninin tüm olanaklarından faydalanılmalı.
  • Uzun vadeden önce kısa vadeli plan yapılmalı. Örneğin önümüzdeki hafta planlanmalı...
  • Markaların iç iletişimine yönelik çözümler sunulmalı ve içerikler geliştirilmeli.
  • Her marka için bu döneme ait yeni bir iletişim planı oluşturulmalı. Planda çözümün bir parçası olabilmek de yer almalı.
  •  Markaların bir sorumluluğu da duyarlı olmak ve bütünün yararına davranabilmek. Şimdi tam da sosyal sorumluluk zamanı. Markanın çözümün bir parçası olabileceği, sürece katkı sağlayabileceği alanları keşfedilmeli. Ve bu döneme ait projeler geliştirilmeli. Bunun parçası olmak çalışanların da kurumlarına bağlılığını artıracaktır.
  • Sosyal medyayı sorumluluk bilinciyle kullanmalı ve bu konuda tüm markaları dikkatle takip etmeli.
  • Basın, düşüncenin sadece açıklanması yönünden değil, düşüncenin oluşturulması yönünden de önemli bir araçtır. Açıklanan düşüncelerin etkisiyle toplumda yeni düşüncelerin yaratılmasına katkı da sağlar. Dolayısıyla zincirin halkaları olarak her bir taraf insanlığın ve bütünün yararına olacak şekilde düşünüp davranma sorumluluğunda olmalı. Bu anlamda birlik içinde olmak bu dönemin yapılacakları arasında olmalı.
  • Sektör olarak da dayanışma içinde olunmalı. Tüm bunları yaparken faydacı, olumsuzlukları fırsata çeviren yani çıkarcı planlar yapılmamalı.
  •  ‘Önce İnsan’ diyerek yola devam edilebilmeli… Hızlı gitmek istersek tek başına, daha uzağa gitmek istersek hep birlikte yol almalıyız...


Koronalı günlerde iletişimin kodları değişiyor




Daha Mart ayının başında  kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poors (S&P), Koronavirüs (Covid-19) salgınının küresel ekonomiye etkileri konusunda yaptığı değerlendirmelerde bu yıl birçok ülkenin resesyona gireceği ya da resesyona çok yakın bir büyüme göstereceğini öngördüğünü açıkladı. Önümüzdeki yıllarda tüm büyük güçler ekonomik sorunlar ve yıpranmış olan ülke itibarlarının onarılmasıyla uğraşacaklar. Koronavirüs en güçlü bildiğimiz ülkeleri bile hazırlıksız yakaladı. Başta sağlık boyutu olmak üzere sosyal ve ekonomik etkileri ile tarihe geçecek ve düzeni değiştirecek bir dönem yaşıyoruz. Görünen o ki artık birçok şey eskisi gibi olamayacak. Tarih bu defa bizi yazıyor. Bu durumun bilinmeyenleri çok, ancak öngörülerimiz de var. Kayıplar ülkelerin zafiyetlerini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkartmaya devam edecek. Halkların hükümetler, sağlık kurumları, şirketler ve iş dünyası ile ilgili algısı yeniden şekillenecek. Barack Obama ABD Başkanı iken Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Birimi’ne bağlı olarak çalışmakta olan ve halk sağlığının ulusal güvenlik ile bağlantılarını bilen değerli bilim insanlarından oluşan bir  Salgınla Mücadele Timi (Pandemic Response Team) bulunuyordu. ABD Başkanı Donald Trump, Obama iktidarının kurduğu bu ekibi kendisi başa gelince dağıttı. Bu durumu bir gazeteci kendisine sorunca cevap veremedi. Kendi de cevabını sadece egosunda bulacağı bu davranışını sorguladı mı acaba?

İletişim dünyasının küresel kriz mi yoksa kaos mu diye tartıştığı ve dünyanın savaştığı koronavirüs gerçeği ile markalar nasıl mücadele edecek? Gerçek bir savaş var ve silah gözle görülmeyen bir virüs.
Elbette önce insan gelir. Bunu unutmuş muyduk acaba?  Önce hayatta kalmak ve sağlıklı olmak her canlı için ilk sıradadır. Markalar ise ürettikleri ürün ve hizmetlerle insanın yaşamını sürdürmesine yardımcı olan sistemin parçalarıdır.

Bugün iletişim dünyası yaşanan beklenmedik, ani gelişen ve insanlığın müdahale etmekte zorlandığı durumun kriz mi kaos mu olduğunu tartışıyor. İki durumda yapılacaklar farklı çünkü.  Kaos evrenin düzene girmeden önce içinde bulunduğu, biçimden ve düzenden yoksun, uyumsuz ve karmakarışık olan durumu olarak açıklanıyor. Kriz ise bir organda birdenbire bir fizyolojik değişiklik olması diye...

Ardından krizleri de getireceğini öngörerek kriz ve kaos iç içe geçmiş diyemez miyiz bu duruma?  Ya da art arda geleceğini beklemek mantıklı değil mi? Şu an en büyük insan kaybının olduğu ülkelerden biri olan İtalya’da döneminin en büyük Peyzaj Ressamı Leonardo Da Vinci’nin görsel çözümleme tekniklerinden biri olan Sfumato Tekniği’ndeki gibi düşünürsek eğer, hayatta belirsizlik ve paradokslar da vardır. Hiçbir şey kesin çizgilerle net bir şekilde birbirinden ayrılmaz, her şey birbiriyle  geçiş içindedir. Bilinmezlikler de vardır yaşamda ve bazı olaylar bazen bazı şeyleri bizim hayal gücümüze bırakır.
Bilinmezlikleriyle bir kaos ve az bilinirlikleriyle de böyle bir kriz durumunda markalar ne yapacak? Ani gelişen ve normale dönme süresi ne kadar olacağı bilinmeyen bu durumda öncelikle çalışanlar dahil tüm paydaşlar iletişim halinde kalabilmeli, bu ilk şart. Bunun için de teknoloji elimizin altında hazır. Gelecek planları uzun vadeden  önce kısa vadede olmalı. Yaşamış olduğumuz bu durum önce insan dedirten bir savaş. Aslında Halkla İlişkiler de önce insan diyerek yola çıkan bir disipline sahip. Değerleri de bunu söyler. Yakın çalıştığı basın sektörünün de ilkeleri önce insanı korur ve etik ilkeleri  buna yöneliktir. Halkla İlişkiler ürün ve hizmetlerin insana uygunluğunu ve neden uygun olduğunu anlatır. Bu anlatımın her aşamasında etik kurallar vardır. İşte bu yüzden Halkla İlişkiler önce insanı korur. Elbette bu tanıma uygun olmayan örnekler pek çoktur. Ama kuram bunu söyler. Bu etik de sektörün omurgasıdır aslında. Gün geçtikçe buna bazen değil, her zaman uygun davrananlar ayakta kalabilecek. Sistem bunu kendi doğal eleme yöntemiyle başaracak. Kural belli artık daha fazla “önce insan” diyeceğiz hepimiz...




Pratikte bizler ofis dışında çalışmaya alışık bir meslek grubu bireyleriyiz. Bir otelin balo salonundan, bir fuarın karşılama bankosundan, bir spor sahası ortamından basın bülteni yazıp gönderdiğimiz olduğu gibi şehirlerarası yolculuk esnasında da acil durumlarda müdahale edebilme ve iletişim zinciri kurup sonuca ulaşma yeteneklerini geliştirmiş kişiler olduğumuzu düşünüyorum. Yolculuk, toplantı vb. gibi farklı şeylere konsantre olmuşken basından gelen bir telefon, acil yanıt alınması ya da öğle haberine yetişmesi gereken bir basın bülteni yazılması gibi konuları düşününce ev ortamında düzen kurmak ve online yapılan toplantılar bizim için zor olmayacaktır.  Dolayısıyla evden çalışmak zor, gürültülü ortamlarda çalışmaya göre daha kolay bizim için.
Bu dönemde iletişimciler neler yapmalı?
  • Çalışanlar dahil tüm paydaşlarla düzenli iletişimi sağlamalı ve sürdürmeli. İletişim kesilmemeli.
  • Teknolojinin sağladığı imkanlarla dijital ortamda kurulan çalışma düzeninin tüm olanaklarından faydalanılmalı.
  • Uzun vadeden önce kısa vadeli plan yapılmalı. Örneğin önümüzdeki hafta planlanmalı...
  • Markaların iç iletişimine yönelik çözümler sunulmalı ve içerikler geliştirilmeli.
  • Her marka için bu döneme ait yeni bir iletişim planı oluşturulmalı. Planda çözümün bir parçası olabilmek de yer almalı.
  • Markaların bir sorumluluğu da duyarlı olmak ve bütünün yararına davranabilmek. Şimdi tam da sosyal sorumluluk zamanı. Markanın çözümün bir parçası olabileceği, sürece katkı sağlayabileceği alanları keşfedilmeli. Ve bu döneme ait projeler geliştirilmeli. Bunun parçası olmak çalışanların da kurumlarına bağlılığını artıracaktır.
  • Sosyal medyayı sorumluluk bilinciyle kullanmalı ve bu konuda tüm markaları dikkatle takip etmeli.
  • Basın, düşüncenin sadece açıklanması yönünden değil, düşüncenin oluşturulması yönünden de önemli bir araçtır. Açıklanan düşüncelerin etkisiyle toplumda yeni düşüncelerin yaratılmasına katkı da sağlar. Dolayısıyla zincirin halkaları olarak her bir taraf insanlığın ve bütünün yararına olacak şekilde düşünüp davranma sorumluluğunda olmalı. Bu anlamda birlik içinde olmak bu dönemin yapılacakları arasında olmalı.
  •    Sektör olarak da dayanışma içinde olunmalı. Tüm bunları yaparken faydacı, olumsuzlukları fırsata çeviren yani çıkarcı planlar yapılmamalı.
  •   ‘Önce İnsan’ diyerek yola devam edilebilmeli… Hızlı gitmek istersek tek başına, daha uzağa gitmek istersek hep birlikte yol almalıyız...


Önümüzdeki yıllar bize şu an üzerinde çalışılan her şeyi unutturan bu kaotik kriz sayesinde konuşulacakları ve yeniden dizayn edilmesi gerekenleri, kapitalizmin saat gibi işlemesinin ihtiyacı olduğunda dünyayı kurtarmayacağını da anlatıyor. Merkezine insanın oturtulduğu ve sistemlerin buna göre şekillendirildiği düzene geçmek için zihniyetlerin de değişime geçmesi gerekiyor ve yönetimlerin işleyişin her kademesine  göre şekil alması zaman alacak.

29 Ocak 2020 Çarşamba

MARKA OLDUĞUM İÇİN Mİ ÜRETİYORUM, ÜRETTİĞİM İÇİN Mİ MARKAYIM?




Birkaç yıl öncesine kadar markalaşmanın sadece  isim, logo ve patent almak gibi bir süreç olduğu algılanabiliyordu. Bugün marka olabilmenin sadece bunlardan ibaret olmadığının iyi bilindiği bir dönem yaşıyoruz.  Bu önemli bilgi artık kobiler ve daha küçük işletmelerin yöneticileri tarafından da gayet iyi biliniyor. Bu sonuca inanmak ve  gözlemlemek için fazla uzağa gitmeye gerek yok. Alın telefonunuzu elinize ve sosyal medyada insanları izleyin. Bireysel olarak bile marka olmayı başarabilmiş yeni dünya insanı diğerlerinin duygularını anlayarak onlara erişebildiğinde ve bir hikayesi olduğunda ‘’sürekli takipçi’’ sayısının arttığını da keşfetmiş durumda. Hatta bunun için sistemli çalışıyor ve sürekli stratejiler geliştiriyorlar. Profesyonel ekipler de çalışabiliyor bazıları için.
 Biz bu yazıda konuya ülke ekonomisine de doğrudan katkı sağlayan, tüm üretenler ve onların markaları düzeyinde bakmaya çalışalım. Çünkü markalaşmak ülke ekonomisi için de hayati önem arz ediyor. Ürettiğiniz hizmet ve ürünleri ortaya net bir biçimde koyabilmeniz, anlatabilmeniz, satabilmeniz sizin katma değer yaratabilmenize ve bu da,  ülke ekonomisine ihracat artışı olarak da katkıda bulunabilmenize yardımcı oluyor.  
Bu anlamda bilimsel gelişmelerin zihinlerde de kabul gördüğü ve yerini aldığı gerçeğine rağmen ülkemizde neden hala büyüme stratejisi olmadan yönetilen, gelecek planı profesyonelce tasarlanmadan gelişip büyümeye çalışan ve bundan dolayı da birbirinin aynı olan ya da yeterince farklılaşamadan üreten işletmeler mevcut ? Üstelik sayılarında da eksilme olmuyor?  Olsa duyacağız, gururlanacağız...
 Hatta çoğu zaman  marka olma şansını yakalayacakken kaybettiğini görüyoruz bazılarının. Bir kriter olarak dünya ekonomisini baz alırsak, bugün hala dünya markası olabilmeyi başaran ve akla gelen sadece birkaç Türk markası var. Aslında önemli bir neden özellikle hizmet sektörünün karşıladığı özellikle de markalaşma süreciyle ilgili işleri, ürettiği değerleri biz kendimiz el yordamıyla yapalım, kendi içimizde rakiplerden kopyalayarak çözelim yaklaşımıdır.
Bilimsel dayanağı olmayan, strateji oluşturmadan geliştirilen söylem ve hareket planları ancak kopyala- yapıştır etkisi yaratabiliyor.  Sadece bugünü ve belki sadece bir gün sonrasını planlayıp statükoyu korumaya çalışan, yarın ve gelecek için kalıcı etki bırakamayan ve işletmeyi kısa ya da uzun vadede zarara sokan ve en önemlisi de zaman kaybettiren bu yaklaşımlar elbette var olan işletme gücünü yansıtamıyor ve hatta olduğundan da zayıf gösteriyor. Profesyonelce üretilen ürün ve hizmetler amatör iletişim ve pazarlama yaklaşımlarıyla gölgeleniyor.  Markalaşamamanın nedenlerinden biri buyken bir diğeri de özgüvensiz işletmeler. Özgüven ancak kendinizi değerlendirme yeteneğiniz ve gücünüz olursa ve farklı düşünen insanlardan oluşmuş ekipler kurabilirseniz, eleştiriye açık olabilirseniz, dünyayı takip edip markanızı kıyaslama cesaretini gösterebilirseniz ve markanızı yani ürün ve hizmetleriniiz doğru anlatmayı başarabilirseniz gelişir.  Dışarıdan görebilen gözlerden de dinleyerek ve hak ettiği gibi  yansıtarak olabilir. 
Peki nasıl markalaşabiliriz?
Elbette iletişimin dinamikleri çerçevesinden bakarak cevaplayacağız.
·       Marka inşası ve iletişim stratejileri pazarlama içerikleri de dahil edilerek markaya ait söylem/söylemler geliştirmek. Ve bu söylemlerle en başta tüketicinin ihtiyaç ve duygularına hitap edebilmek.
·       Araştırma-Geliştirme faaliyetlerine önem veren, farklılaşmış, benzersiz  yeni ürün ve hizmetleri  ortaya çıkarabilen ve gerektiğinde bunları profesyonelce anlatabilen kurum sözcülerinin yer aldığı farklı düşünce ve yaklaşımdaki profesyonellerden oluşan ekipler kurmak. Farklı düşünen insanlardan oluşan ekipler yaratıcı fikirleri daha kolay ve sınırsızca geliştirirler.
·       Markanın ilk hedefi para kazanmak değil, fayda yaratmak, değer ortaya koymak ve tüketiciyi memnun etmek olmalıdır. Bu açıdan bakarsak geleceğin markaları üretirken dünya ve insanlığın geleceğini koruyan markalar olacaktır.
·       Marka yönetme mantığı günü kurtarmak fikri yerine kısa, orta ve uzun vadede şekillenecek olan pazarlama ve iletişim planını hazırlamak ve başta iç müşterilerimiz olan çalışan ekibe de benimsetebilmek. Markalaşma kısa vadede olabilecek bir şey değildir.
·       İstikrarlı, düzenli ve doğru yürütülen itibar yönetimi ve iletişim stratejisinin biriken etkisini markanız için bir yatırım olarak görmek ve bunu profesyonellerle dizayn etmek vizyon gerektirir. Bu vizyona sahip olmak içinse sektörünüzü ve dünyayı iyi takip etmek gerekir.
·       Markalaşmak kısa vadede sonuç verecek bir süreç değildir. Markalaşmak veya marka olabilmek için istikrar, itibarın tuğlaları, sabır ve iletişimin gücüyle hedefleri ve geleceği iyi anlatmak gerekir.
·      Pazarlama araştırma şirketlerinin yayınladığı, tüketicilerin eğilimlerini gösteren trend analizleri ve gerekirse kendi ürettiklerinizle ilgili araştırma yapmak gerekir. Sayıların gücüne inanmak ve güvenilir araştırma sonuçlarını hedef ve stratejilerde kullanmak ve işletme olarak  kendi üretim kapasitesini ve ciro bilgilerini duyurabilecek düzeye gelmek
·          Marka bilinirliği ve farkındalığını arttırmanın yollarını bilenlerle, profesyonellerle bulmak ve uygulamak. Marka inşası ve iletişim stratejilerini belirleyip, bunlarla ilgili aksiyon planlarını profesyonellerle oluşturmak.
·           Kamuoyunun ihtiyaç ve beklentilerini iyi okumak ve buna uygun dil geliştirip, güvenilir bir tonda söylem oluşturabilmek.
·         Hem işletme içinden, hem işletme dışından gelen fikirlere önem vermeliyiz. Çünkü günümüzde dünyaca bilinen markaların çoğuna baktığınızda daha önce kimsenin aklına gelmeyen ya da yapılabilir bulmadığı fikirler, yıllar sonra bu markaları oluşturan yenilikçi ürün ve hizmetler olarak karşımıza çıkmıştır.
·     Müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini, onlar fark edememiş bile olsa fark etmemiz ve ihtiyaçlarına uygun değerler yaratmamız gerekmektedir. Çünkü pazarlama farkında olunsun ya da olunmasın, ihtiyaçların tatminine yönelik değer üretimidir. Satış ise var olan ihtiyacı karşılar; bu hâliyle de talebi tüketir. Bugün dünya çapında bilinen markalara baktığınızda müşterilerini iyi incelediğini, müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini müşterilerden daha iyi incelediklerini görüyoruz.
·         Eğer gerçekten global anlamda marka olmak istiyorsak, sadece iç pazarda olan faaliyetlerimiz yanında dış pazar faaliyetlerine de odaklanmamız gerekmektedir. Küresel olarak üretimi ve tüketimi mümkün olan ürünlerde dünya çapında rekabet fason üretimle değil, ne olduğunu bilen ve anlatabilen üretim ve yönetim metotlarıyla mümkün olabilir.

Lider misiniz, Yönetici mi?

  Bir ekibi yönetmek için mutlaka lider özelliğine sahip olmak gerekir mi? Her yönetici lider midir? Kendini yönetemeyen biri ekibini yöneti...